Geçen ayki dosyamıza yetişemeyen “Lost: Nasıl” sağlam bir kaynak, hem de Türkçe. Başlık yayınlarından çıkan yeni kitabı vesilesiyle Bahadır İçel bize Lost “okumayı” öğretiyor. Adanın gizemi ne?
Röportaj: Güven Çatak
OG: Öncelikle elinize sağlık, gayet özgün bir derleme olmuş. Teorileriniz de gayet zihin açıcı ve kafa karıştırıcı. Peki, "Lost: Nasıl?"dan önce "Lost: Neden?" desem. Sonuçta herkes bu tüm zamanların en çok izlenen dizisine kafayı takmış durumda ama size yetmemiş olacak ki kitap yazmışsınız.
Bİ: Güzel bir soru ve aslında kitabın güzel bir de ortaya çıkma hikayesi var. Lost, severek izlediğim ve bir kurgu yazarı olarak dizinin yaptığı göndermeleri, alt metinleri ve kullandığı "gizeme gizemle yanıt verme" mantığını çok sevdiğim bir çalışma. Diziyi iki sene evvel izlemeye başladım ve ilk birkaç bölümden sonra çarpıldım diyebilirim. Lost keskin bir zeka ürünü öncelikle. Kitap da üç ay gibi kısa bir süre içerisinde kendiliğinden oluşuverdi adeta. Kitapta yer alan detayların çoğu çeşitli arkadaş ortamlarında dile getirdiğim şeylerin yazıya dökülmüş hali. Bir ortamda Başlık Yayın Grubu'nun sahibi olan dostumla konuşurken ortaya çıktı bu fikir. Aslında benim aklımda sadece Lost değil "Amerikan Dizileri ve Etkileri" üzerine bir kitap vardı, hala da var, belki ileride olur. Dışarıdan da bu konuda bir teklif gelince Lost'a odaklanmaya ve bu dile getirdiklerimi biraz da düzenleyip yazıya dökmeye karar verdim. Tabii sinema dilini daha iyi bilen pek çok yazar, dizinin alt metinlerini daha etkin bir derinlikle görebilirdi, bu yüzden daha okuyucu dostu, okuyucuların okurken akademik bir dile boğulmadan keyif alabilecekleri bir kitap oluşturmaya çalıştım. Çeşitli konuları makaleler haline getirdim, dizinin merkezine yakın olan konuları dışarıdan bir perspektifle ele almaya çalıştım. Dizinin kurgusuna boğulmadan ve yargılamaktan ziyade analiz ederek dizinin bende açtığı pencereyi okuyucuyla paylaşmak istedim, başarılı da oldum kanaatimce keza bu dizi üzerine sanıyorum dünyada eşi olmayan bir çalışma ortaya çıktı.
OG: Kitaptan önce biraz kendinizden bahseder misiniz? İlginç bir hayat hikayeniz var Satranç, hafıza kaybı, Karanlığın Ötesinde, NLP. Özellikle hafıza kaybı sanırım sizin için bir kırılma olmuş. Hayatınızla Lost arasında paralellikler var mı? En azından düşünsel anlamda.
Bİ: Üniversitede Endüstri Mühendisliği okudum. Eğitim Yönetimi üzerine yüksek lisans yaptım. Yazmak benim çok ciddiye aldığım bir hobi aslında. Özel bir okulda Türkiye'de ilk defa bir "İnovasyon Ekibi" kurup yönettim, AB Projeleri, TÜBİTAK Pojeleri gibi pek çok projede yöneticilik yaptım. Daha sonra bir reklam ajansına geçip genel yayın yönetmenliği ve editörlük yaptım. Beni yazmaya, dışa vurmaya yönlendiren en önemli olaylardan biri de sekiz sene kadar önce geçirdiğim kaza. Buzda kayarken düşüp kafamı vurmam ile ölümden döndüğüm ciddi bir kaza var. Beynime kısa süre kan gitmemesi sonucu olarak geçici hafıza kaybı yaşadım. Anılarımı tekrar toplamak neredeyse iki ayımı aldı. Babanıza sen kimsin diye meydan okuduğunuzu düşünsenize, ben bunu yaptım işte. Gerçekten de zor bir durum, en yakın arkadaşlarınızı, ailenizi bilememek herhalde onlar için zor olsa gerek, çünkü ben dünyadan bihaberdim o anda. Hastaneden çıktıktan sonra çeşitli unutkanlıklarım olacağı söylenmişti, bunu zamanla aşacaktım. Arkadaşlarımın isimlerini, telefon numaramı gibi çok bilindik şeyleri unutuveriyordum en başlarda. Kafanızda bildiğinizi sandığınız bilginin adresine gidiyorsunuz ve bir bakıyorsunuz orası bomboş, karanlık. Korkutucu bir şey. O zamanlar önemli şeyleri kollarıma yazıyordum, diğer insanlardan gizli tabii ki. Daha sonra böyle bir film yaptılar, Memento. O fikri daha önce ben bulmuştum. Çok şükür zamanla her şey yerli yerine geldi, en azından ben gelmiş olduğunu ümit ediyorum. O kadar kaybedilmiş beyin hücresinden sonra bu halime de şükrediyorum, belki bir iki eksik olabilir. Lise yıllarındayken Oxford'tan uluslararası bir makale yarışmasından kazandığım bir mansiyon ödülüm var. İlk kitabım "Karanlığın Ötesinde" isimli bir fantastik kurgu, o da "Lost: Nasıl?" gibi kendi türünde Türkiye'de bir ilk aslında. Şu anda "Karanlığın Ötesinde"nin devamı olacak kitaplar üzerinde çalışıyorum ve kitabı alt metinleri güçlü, epik bir seriye çevirmek istiyorum, bunu birlikte yapacak bir yayınevi arayışındayım.
OG: Kitabınıza gelirsek, incelediğim kadarıyla oldukça detaylı bir analiz söz konusu. Kısaca kitabınızdaki bölümleri ve içeriklerini sizden dinleyebilir miyiz? Internet bazlı kaynaklardan nasıl farklılaştığınızı düşünüyorsunuz?
Bİ: Kitap temelde yedi bölümden oluşuyor dersek yanlış olmaz. Bu bölümlerin altında çeşitli başlıklarla özelleşiyor konular. İlki "Adanın Gerçek Gizemleri" dediğimiz Masonluk, İkiz Kuleler Sendromu, Sayılar gibi dizinin içeriğine etki eden dış etmenleri inceliyor. Hani bilinçli ya da bilinçsiz bir yazarın düşüncelerini, duygularını romanına taşıması gibi diziye taşınmış gerçekleri ele alıyoruz. İkinci bölüm "Adadaki Filozoflar". Adından da anlaşılacağı üzerine adadaki karakterlere neden filozof isimleri verildiği ve bu filozofların gerçek yaşamları ile kurgulana karakterleri arasındaki benzerlik ya da zıtlıklara odaklanıyor. Üçüncü bölüm "Adalı Olmak". Burada özellikle karakter odaklı açılımlar mevcut. Örneğin alt başlıklardan biri olan "Adadaki Tek Müslüman: Sayit" bölümünde dizinin Müslümanlara bakış açısına değiniyoruz ya da "İnanç Adamı- Bilim Adamı" bölümünde daha ziyade John Locke ve Jack Shepard karakterleri arasında göze batan bilim-inanç ilişkisi üzerine bir çift kelamım var. "Korece Aşk Başkadır" da evlilik ve aşk üzerine, "Babalar ve Çocukları" bölümünde de adamızın karakterlerinin ortak noktası olan baba sorunlarına odaklandım, saymaya devam edersem başlıklar uzayıp gider. Bir sonraki bölüm benim en çok sevdiğim "Adadaki Edebiyat" bölümü, ipucu verip de keyiflerini kaçırmayacağım ama Lost dizisinden hoşlananlara buradan renkli bir kütüphane tavsiyesi çıkabilir. Elbette olmazsa olmaz "Teoriler" bölümü var. Burada internet, yazılı medya vb. gibi kaynaklarda diziyle ilgili çıkmış teorileri ele aldım ve bana ait olan "Döngü Teorisi" isimli bir de teori oluşturdum. Yapmazsam kitap eksik olurdu. Bir de bunların dışında "Adada Ne Var Ne Yok" ile "Adanın Perde Arkası" isimli ana başlıklar mevcut. Adada Ne Var Ne Yok, adamızdaki gizemli yerler, istasyonlar, adanın geçmişi, bölüm isimleri gibi ayrıntılara odaklanıyor. Adanın Perde Arkası ise diziyi başarıya götüren politikalar ile dizinin senaristleri, yapımcıları yani yaratıcıları üzerine. Bu söylediklerim sizlere internet kaynaklarıyla kitap arasındaki farkı ortaya koymuştur herhalde. İnternet günümüzde inkar edemeyeceğimiz bir kaynak ancak güvenilir bir kaynak değil çoğu zaman, ayrıca kitapta internette hiç bulamayacağınız pek çok ayrıntı ve iddia da mevcut. "Lost: Nasıl?" çeşitli kaynaklardan ham olarak aldığımız ve anlamlandıramadığımız bilgiyi sizler için işlenmiş bir hale getiriyor. Kitap gerçek bilgiler korunmak esasıyla benim diziye dair naçizane bir yorumum olarak değerlendirilebilir ve çoğu konuya katılmak, katılmamak ya da gülüp geçmek okuyucuya mahsus.
OG: Bir kitabınız daha var: "Karanlığın Ötesinde". Devamı da gelecek galiba. Bir yandan sinemayla da yoğun bir şekilde ilgilisiniz. Kitabınızı filmleştirmek gibi bir niyetiniz var mı? Varsa yönetmen mi yoksa senarist olarak mı?
Bİ: Kitabımı filme çekmek en büyük hayalim ancak Karanlığın Ötesinde, öncülü olan bir Yüzüklerin Efendisi gibi muazzam bir epik destan, daha bizden, daha Türk öğeleriyle beslenmiş bir fantastik kurgu. İçinde elf ve cüceleri de gördüğümüz bir fantastik kurgu ama. Daha evvel de dediğim gibi türünün tek örneği, bizim bildiğimiz dünyada başlayıp fantastik bir dünyada sürüyor ve kahramanlarının bir kısmı içimizden yani Türkler. Dolayısıyla işin içine görsel efektler, binlerce figüranlar oluşturulması gereken ordular giriyor. Umarım bir gün film olur ancak onu filmleştirecek beceriye henüz sahip olduğumu düşünmüyorum. Karanlığın Ötesinde için tek değil birden fazla devam kitabı düşüncem var. Bu konuda bu projenin sahip olduğu geniş ufku anlayıp bana destek olabilecek bir yayınevine ihtiyacım var. Birçok kitaptan oluşan bir seriye dönüşecek olan bu projeyi şu anda yazmaya devam ediyorum, hatta ikinci kitap bitti üçüncüye başladım diyebilirim ancak yayınlanma hususu, o apayrı bir süreç.
OG: Peki, bilgisayar oyunlarıyla aranız nasıl? Oyunların geldiği ve geleceği aşamaya nasıl bakıyorsunuz? Lost'un kurgusunda gelişmiş bir oyundan izler yok mu sizce?
Bİ: İyi bir RPG ve "turn based" strateji oyuncusu olduğumu söyleyebilirim çünkü bu tarz oyunlar bana daha hayata yakın geliyor. Sonu değil yolculuğun kendisi önemli bu oyunlarda. Özellikle üniversite yılarımda çok oynadım, bu günlerde fırsat buldukça oynuyorum. Bitirdiğim oyunlar olarak hemen size Baldurs Gate, Icewind Dale, Dungeon Siege, Fallout gibi oyunları sayabilirim, bu aralar da Galactic Civilizations II 'ye takmış durumdayım. Oynadığım en başarılı turn based strateji diyebilirim. Oyunları ele alırken bir olumlu bir de olumsuz açıdan bakmak gerek. Öncelikle muazzam bir endüstri, harikalar yaratıyorlar ve yapay zeka kavramına katkıları yadsınamaz ancak bizleri biraz siberpunk bir hayata sokuyorlar gibi. Sanal karakterler yaratıyor ve onlarla özdeşleşiyoruz, gerçek hayattan gereğinde fazla uzaklaşıyoruz, özellikle savunmasız çocuklar için bu ileriye dönük olarak tehlikeli olabilir. Strateji ve kurgu oyunlarını onların hayal gücüne ve yaratıcılığına kattığı artıyı yadırgayamam tabii ki. Bizimkiler de önemli adımlar atıyor, son olarak çıkardıkları "Crysis" yanılmıyorsam Almanya'daki Türk yazılımcıların ter döktüğü bir firmanın ürünü. Çevremden oyuna dair çok olumlu yorumlar aldım.
OG: Lost artık bir fenomen. Peki sizce bunun nedeni postmodern hayatımızdan delicesine bir kaçış mı? Yani teknolojinin gün geçtikçe büktüğü zaman ve mekan arasında sıkışan insanlık çok daha fazla mitlere sığınmak ister gibi. Onca belirsizlik arasında kaybolmak yerine insanlar Lost'un adasında kaybolmayı tercih mi ediyorlar?
Bİ: Lost Adası aslında hayat gibi. Hayatta kimse size çıkıp da şöyle olacak şunları yapacaksın demiyor. Dese de dinlemiyorsunuz zaten. Hayatın sonu bile koca bir soru işareti. Dolayısıyla Lost, dinmek bilmeyen bir merak duygusuyla bizi besledikçe besliyor ve bizim doymak bilmeyen o merakımız durumdan gayet memnun. İnsan hayatın gerçekliğinden başka gerçekliklere kaçıyor çünkü orada belki aradığı soruların yanıtlarını bulabileceğini umuyor. Hayatın bir anlamı var mı? Hayattan sonra bizi bir şeyler bekliyor mu? Hayatta başarının sırrı ne? Ben bu hayatta nasıl mutlu olabilirim? İnsan bilinçsiz de olsa aslında bu sorulara yanıt arıyor ve bu sorulara yanıt ararken yan gelip yatmak ya da biraz eğlenmek de iyi bir artı olarak geliyor. Diziler, sinema gibi bizden maddi beklentisi olan yaratılar değil, televizyondan, bilgisayardan hayatımıza sinsice sızıyorlar ve bir de bakıyorsunuz bir sonraki bölümde ne olacağını merak eder durumdasınız.
OG: Son olarak dizi sizce nasıl bitecek? Televizyondan ve Internet üzerinden takip eden iki farklı kitle var. Acaba bu kitleleri sinemada bir son birleştirebilir mi?
Bİ: Bir sinema filmi olmayacağı kanaatindeyim. Lost, bir televizyon (daha doğrusu bir internet) efsanesine dönüşecek, Uzay Yolu ya da Dallas gibi tarihteki yerini alacak ancak kullandığı formül ve kalitesi ile pek çok takipçisine önemli bir örnek teşkil edecek. Dizi nasıl mı bitecek? Başladığı gibi çünkü adadaki her şey daha önceden oldu ve kazazedelerimiz dünyanın sonun engelleyemezse tekrar olacak. Nasıl mı? Detaylarını da meraklı okuyucularımıza bırakalım olur mu? Yanıtlarını kitapta arasınlar.
Film sektörünün ve dolayısiyle sanat sektörünün de ne kadar bilimsel ürünleri ortaya çıkarabildiğinin kanıtı Lost. Kitabını yazmak da eminim ki çok ama çok zordur..
Nisan'dan sonra daha da abartacağız hep birlikte çünkü TNT'de gösterimine başlanacak. Kablolu TV'ye sahip olan herkes izleyebilecek ve doğal olarak da yorumlar da artacak.
Görüntüleme: 1457