Betrayal
Alpha Üyesi
|
 |
« Yanıt #14 : 22 Ekim 2007, 03:00:28 » |
|
2 sene oldu oynayıp bitireli. O zamanlar yaş 16, içim alev alev, aşk zamanları. (Sanki şimdi yaş olmuş 60 da konuşuyorum.) Adventuresoul için şöyle bir yazı yazmıştım, hem oyundan etkilenerek, hem aşk etkisiyle. Buyrun sizlerle de paylaşıyorum:
Gustav McPherson'un Hikayesi
Bir dedektifim ben, sıradan bir dedektif... Yaşamaya çalışıyorum bu acımasız hayatta, tutunmaya çalışıyorum. Mahvetti beni bu hayat, bu koşuşturmaca... Buna bir son verecek; ne olabilirdi? Yeni bir iş, yeni bir şehir, yeni bir ortam... Hayır, hiçbiri değil beni rahatlatacak olan, bilemiyorum ne olduğunu ben de... İçimde garip hisler var, Prag'a geldiğimden beri...
İda adında bir kızla tanıştım. Kahretsin İda... O, bir sokak fahişesi, sıradan, Prag'ın sıradan bir fahişesi... Fakat ben, ben O'na aşık oldum. Yıllardır dizginliyordum duygularımı; bazen aşık oluyordum, bazı şeyler alevleniyordu içimde, hemen ardından sönüveriyordu bu alev. İçimde kalıyordu küller, bir sonraki rüzgar onları alıp da götürene kadar... Bu diğerlerine benzemiyordu. İda... O'na çılgınlar gibi aşık olmuştum, deli gibiydim, eski Gustav değildim ben. Aynaya bakıyordum, karşımda İda; Sokaklara, caddelere bakıyordum, karşımda İda; Başımı yastığa koyuyordum, karşımda İda... Onsuz yapamayacaktım, bu imkansızdı...
Onunla görüşüyordum, birebir randevuyla belki, ama olsun... Bir dahakinde O'na duygularımı açıkladım. "Kurtul bu hayattan" dedim, "kurtul!" O'nu çok sevdiğimi söyledim, defalarca kez.
Bazı arkadaşlarıyla konuştum İda'nın, O'nun da beni sevdiğini söylediler. Belki bir rüyaydı bu, muhteşem bir rüya... İlk kez karşılık mı buluyordu bir aşkım? Ben, dedektif Gustav McPherson, aradığı aşkı buluyor muydu? Evet bulmuştum, defalarca konuştuk O'nunla, saatlerce... İnanıyordum beni sevdiğine bütün kalbimle; beni sevdiğini duymak çok hoşuma gidiyordu... Artık o pis işi yapmayacaktı, benim karım olacaktı O.
Prag'dan gidecektik, bütün pis anıları silerek; arkamızda bırakarak, yeni bir hayata başlayacaktık. Paris, evet Paris olabilirdi bizim kentimiz. Ancak gitmeden önce yapılması gereken bazı şeyler vardı. Kahrolası bir katil, hayat kadınlarını öldürüyordu. İda, arkadaşlarının ölmesine seyirci kalmak istemiyordu, zira O da tehlikedeydi. Buradan bir an önce çekip gitmek için bundan iyi bir fırsat olamazdı belki, ama İda'yı kıramazdım; asla kıramazdım... Bu işi yapacaktım, hayatımın en önemli göreviydi şu ana kadar. O katili yakalayacak, Prag'ı ve canımı tehlikeden kurtaracak, içini rahatlatacaktım.
Ne biçim polis bunlar! Ölenler de insan değil mi sonuçta... Polislerden yardım almam olanaksızdı, tek başıma hareket etmeliydim. Çalışmalarım esnasında İda'nın hamile olduğunu öğrendik. Bu olay beni çok mutlu etti. Baba oluyordum. Hem de dünyada en çok sevdiğim kadından bir çocuğum oluyordu, benden mutlusu olabilir miydi dünyada?..
Katil can almayı sürdürüyordu, her öldürülende endişem daha fazla artıyordu. Katili bulmaya çok yaklaşmıştım o gün, maymuncukla saatler süren uğraşlarım sonucu içeri girebildim. İçeri girdiğimde başıma sert bir darbe aldım; kendimi kaybettim. Uyandığımda gördüğüm manzara korkunçtu. Eli bıçaklı adam, kahrolası ressam Ackerman... Ve koltukta bağlı yatan benim güzel İda'm... Lanet olası Ackerman... Katil oydu. Biraz daha hızlı olabilseydim belki, yapabilseydim. Ama olmadı. Ellerim kollarım bağlıydı. Adam İda'ya bir tokat attı. Uyandı İda, ardından Ackerman bıçak darbelerine başladı. O anı asla unutmayacağım. Ardı ardına iniyordu bıçak, İda acıdan bağırıyordu, elimden hiçbir şey, lanet olası hiçbir şey gelmiyordu. İnen her bıçak darbesi beni öldürüyordu sanki. Ama hayır, olan benim güzel İda'ma olmuştu, artık yoktu o; Ackerman her şeyimi çalmıştı benden, engel olamamıştım. En son bir darbe aldığımı hatırlıyorum. Uyandığımda Ackerman yoktu, İda cansız yatıyordu. O'nun acıları bitmişti, ancak benim acılarım yeni başlıyordu. Orayı terk ettim hemen, Milena ve arkadaşlarıyla kaçtık. Le Havre, ardından Amerika...
Milena'ya evlenme teklif ettim, O da kabul etti. Bir yuva kurduk beraber, bir çocuğumuz oldu sadece; Milena'yı seviyordum ama aklımın bir ucunda hep İda vardı, hep...
Hayatım böyle sürecekti, Ackerman'ı yakalatmaya uğraşsam da olmadı, yapamamıştım ben, hayatımın en önemli görevini tamamlayamamıştım. Ve Gustav McPherson yani ben, koca bir kaybedenden başka bir şey değilim...
|