Bekleyen İşlemler |
Profili görüntülenen: magician
Bilgiler
ArkadaşlarBu kullanıcının henüz bir arkadaşı yok.
Favorilerimİncelemelerimmagician tarafından yazılan incelemeler
Mass Effect ile Övmek ya da Sövmek, Pazar, 02 Kasım 2008 Bu noktada, işin detayına inmeden belirtmek gereken hadise, Mass Effect'in sıkı rol yapma oyunları (RYO) takipçilerinin %100 tatmini için değil de, hem gündelik oyuncuların, hem de bu sağlam kitlenin arasında bir yer edinmek istemiş olması. Envanter sistemi, dövüş sistemi ve diyalog sistemi düşünüldüğünde, aslında Mass Effect sığ bir oyun. Ancak bu sığlığı kapatmasını çok iyi beceren bir hikaye anlatımı, klişe olmasına karşın son derece başarılı kotarılmış bir senaryosu ve mükemmele yakın bir dünya tasarımı var. Gelelim detaylarına... MASS EFFECT İnsanoğlu'nun Mars üzerinde bulduğu çok gelişmiş bir uygarlığın kalıntıları sayesinde keşfettiği galaksiler arası ulaşım, karşılaştığı ırklar ile yaptığı savaşlar ve kurduğu diyaloglar sonucunda şekillenmiş bir evdende başlıyoruz hikayemize. SSV Normandy gemisinin güvertesinde, kaptanımız Anderson ve Spectre ajanı (detaylar biraz sonra) olan Nihlus ile konuşarak giriş yaptığımız hikayemizde, yardım sinyali aldığımız bir insan kolonisine müdahale etmeye gidiyoruz ve burada karşılaştığımız olaylar sonucunda da "space opera" diye tabir edilen destansı bir uzay macerasına girişiyoruz. İlk müdahalemiz sırasında bizi şaşırtan kimi olaylar olduğundan, bu ufak giriş dışında bir şey söylememeyi tercih ediyorum, hikayeyi bozmayalım... Oyunda ilk gözümüze takılan özellik, şahane grafiklerin dışında, diyalog sisteminin tam bir cümleyi seçmektense, bize seçeneğimizin ne şekilde bir his uyandıracağını söyleyen (iyi, sert, cacık kıvamında gibi) girizgahları seçerek ilerlemek. Bioware'in bunu yapmasındaki amaç ise oyuna bir film havası vermek ve akışkan bir diyalog yapısı sağlamak. Bu konuda da oldukça başarılı bir uygulama var. Öyle ki, karşıdaki karakter cümlesini bitirmeden tercihimizi yapabiliyor ve tam bir film havası yaratabiliyoruz. Ha, bu demek değil ki diyaloglar müthiş, buna daha sonra değineceğiz. İkinci özellik ise, kısa bir oynanıştan sonra farkedeceğimiz üzere, parti sisteminin yapısal basitliği ve dövüş sisteminin bir RYO'dan beklenenin aksine, aksiyon ağırlıklı olması. Bu kötü bir uygulama değil, bir tercih. PARTY TIME, PARTY TIME, DISCO DISCO PARTY TIME! Parti sistemi, son dönem RYO'ların tercih ettiği üzere "az yardımcı karakter, daha çok etkileşim" mantığı üzerine oturtulmuş. Göreve giderken veya Normandy'den ayrılırken, yanımıza iki adet yardımcı karakter alabiliyor ve maceralara atılıyoruz. Knights of the Old Republic (KOTOR)'da olduğu gibi, gemimizdeyken ise bu karakterlerin hepsi kendi kompartmanlarında veya görev yerlerinde, kendi işleri ile uğraşır gibi yapıp, bizim onların yanına gelip bıdı bıdı yapmamızı bekler halde duruyorlar. Görevler sırasında yan karakterlerin müthiş bir etkileşimi olmamasına karşın, hemen her karakterin bir özel görevi (eski defterler, halledilmesi gereken işler gibi) oluyor ve eğer ki doğru yerde, doğru kişiyi yanımıza alırsak, bu görevler aktif hale geliyor ya da oyun akışındaki diyaloglar çeşitlik kazanıyor. Karakterlerin yaptığı yorumlar ve ortada dönen muhabbetlerin oyun akışına öyle pek bir katkısı yok ancak, özellikle de Wrex karakteri düşünülünce, yapılan yorumlar bazen sizi gülmekten iki büklüm bırakabiliyor. Parti sistemi ile birlikte karşılaştığımız bir diğer sistem ise envanter sistemi. Oyunun, amacı da gözetildiği zaman, tek ciddi çuvalladığı yer burası oluyor. Her ne kadar PC versiyonunda, XBOX 360 sürümündeki bu envanter sisteminin aldığı eleştiriler değerlendirilip, değişiklikler yapıldıysa da, bizim incelememiz XBOX versiyonu için olduğundan, verelim veriştirelim biraz. Karakterlerinizin ayrı ayrı bir şey taşıması gibi bir durum olmaması bir yana, envanterden bir şey bırakıp, yerine başka bir şeyi almak da pek mümkün değil. İlla ki her şeyi ya "omni-jel" denilen, alet edevat tamiri, bilgisayar şifresi kırma vb. İşlerde kullandığımız "hırdavat puanı" (sevdim bu ismi) şekline çevirmek ya da bir satıcı bulup elimizdekileri satmak. Bu da insanı cidden sinirlendiriyor çünkü bulduğumuz kasalardan, dolaplardan falan eşya alırken "seçme" şansı da bize tanınmayıp, ne varsa "saldırın oğlum!!" modunda talan ettiği için parti, haliyle keseler doluveriyor. PC versiyonunda bunun düzeltildiği söyleniyor ancak ben orasını bilmem. Bu "hırdavat puanı" benzeri bir de sağlık puanı sistemi var, mantığı da tamamen aynı. Sadece kullanılan alet edevat farklı. Partimiz dahilinde çılgınca eğlenceler yaşamak dışında, çarpışmalar sırasında partimize 15 zeka puanı edecek seviyede komutlar da verebiliyoruz. "Şuraya gidin, saldırın... Saldırsanıza oğlum!" şeklinde sonuçlanan bu komutlara, partimizin verdiği tepkiler bazen o kadar komik oluyor ki, delirip tek başımıza Rambo'luğa soyunuyoruz. "Şuraya gidin!" emrine, "Gidemeyiz, orada engel var!" diyip basit bir taşın önünde yalı kazığı gibi dikilen ekibi görünce, keşke Baldur's Gate serilerinde falan olduğu gibi, kendi partimizdekileri kesebilme şansı bize verilseydi diye düşünürken buluyoruz kendimizi. Aynı şekilde, düşmanların da yapay zekası zaman zaman benzer odunlukta iş görüyor... Savaş gerçek zamanlı gelişirken, oyunu durdurup kimi özel güç komutlarını ya da silah değiştirme işlemlerini gerçekleştirebiliyoruz. Savaşlar bir yere tıkla ve olanları izle şeklinde değil, baya bildiğimiz 3. şahıs kamerasından oynanan aksiyon oyunları gibi, kendimiz ateş ediyor, kendimiz siper alıyoruz. Bu eğlenceli aslında, ama RYO'luğu birazcık baltalıyor gibi düşünülebilir de. Silah modifikasyonları yapabilmek, silahların ısınması falan gibi durumlar ise oyunun biraz aksiyon yönünü öne çıkartan unsurlar. KARAKTERSİZİM Oyundaki karakter sınıfları altı tane ve karakter seçimimizden ziyade, hikaye akışında bize verilen kimi tepkileri değiştiren üç "karakter geçmişi" seçebiliyoruz. Bu altı sınıfın her birinde, kimi yetenekleri geliştirdiğimizde ortaya çıkan alt yetenek ağaçları bulunuyor. Pek detaylı bir sistem olmamakla beraber, tüm yan görevleri falan yaparsanız öyle çok seviye puanı almaya başlıyorsunuz ki, hemen her şeyi açıp, sona getirip, "tank" halini alabiliyorsunuz. Oyunu en son oynadığımdaki karakterim öyle kuvvetli bir hale gelmişti ki, ekrana bakmayıp MSN'e cevap verirken, otomatik nişan alma ve ateş etme ile düşmanların yarısını temizlemiştim, sağlığım ise neredeyse eksilmemişti. Hal böyle olunca, işi toparlayacak yegane şey de hikaye aktarımı oluyor. Karakter sınıflarının yanında, oyunun bir de iyi / kötü ayrımı yapması düşünülmüş diyalog ve kişilik sistemi var. Bu sistem öyle pek ciddiye alınacak bir sistem değil keza iş "cici konuş ve iyi ol" ile "kaba konuş ama iyi ol" şeklinde dallanıyor. Bir çok "kötü" karakter yönetmek isteyen insanın eleştirdiği önemli noktalardan biri de bu Mass Effect için. Bu karakter yönlendirmeleri bize diyaloglarda kimi seçeneklerin açılması veya engellenmesi, bazen karşıdakini tehdit etmek veya huyuna gitmek gibi özel seçeneklerin açılması dışında, ve tabi ki XBOX'ın "achievement points" sisteminden puan kazanmak dışında, pek bir işe yaramıyor doğrusu. The Witcher falan gibi oyunların tercihler ve sonuçlarını gördükten sonra, Mass Effect biraz "çocuk" gibi kalıyor. Eh savaş sistemi, seviye ve özellik sistemi, diyalog sistemi, envanter sisteminde böyle hatalar varken, neden herkes bu oyunu bu kadar övüyor peki? Anlatalım efendim... MASS EFFECT, SEVİYORUM ULEN! Oyunun en önemli özelliği, aslında bu derinlikten feragat eden sistemleri sayesinde (envanter gibi), bir film havasına bürünmesi ve oldukça akıcı olması. Bu sayede, genel olarak oynamaktan sıkıldığınız zamanlar dışında, oyunun başından kalkmak istemiyor ve hep ilerlemeyi tercih ediyorsunuz. Bir diğer güzel özellik ise, özellikle benim gibi uzay RYO'larını seven insanların tercihi olabilecek, uzay gemisinin içinde dolanabilmek ve gezegenlere inebilmek. Gezegenlere indiğimizde, senaryonun gerektirdiği ana gezegenlerin dışındaki yerler oldukça sığ ve birbirinin aynı görevleri içermesine karşın, yine de zaman zaman orijinal işlerin olması (bkz: yan karakterlere özel görevler), işi çok sıkıcı olmaktan kurtarıyor. Bir de gezegenlerde ister yaya, istersek Mako adındaki zırhlı aracı kullanabilmek de işe bir nebze çeşitlilik katıyor. Gönül ister ki uzay gemileri içinde her türlü haltı yiyebilip, aynı zamanda gezegenlerde gezinebilelim, gemimizi kullanabilelim ama henüz öyle bir oyun yapmadılar, umarım Elite 4 ile bu hayalim(iz) gerçek olur. Oyunun bir diğer artısı, ki atmosfere muhteşem bir katı sağlıyor, seslendirmeleri. Mükemmel bir seslendirme performansına sahip Mass Effect'in kadrosu öyle çok ünlü sesler ile dolu değil (Deanna Troi karakterini canlandıran - Star Trek TNG - Martina Sirtis'i falan saymazsak tabi) ama performanslar göz kamaştırıcı. Diyaloglar da, sistemin aksine, baş döndürücü derecede eğlenceli ve iyi yazılmış. Komik ise komik, görkemli ise görkemli sözleri dinliyor ve her anında duruma "cuk" oturduğunu hissediyorsunuz. Aynı şekilde müzikler de son derece başarılı. Yer yer aşırı tekrar eden bir hal alsa da, oyunun genel akışını destekleyen bir yapıdalar. Günümüz oyun dünyasında en önemli özellik haline gelen grafikler ise Mass Effect'de üst düzey bir performans gösteriyor. Elbette kimi zaman ekran yüklemeleri saçmalasa ve karakterimizin saçları, kendinden daha sonra yüklenince, bir an için "aman tanrım, KEL KALDIM!" paniği yapsak da, grafikler göz kamaştırıcı. Grafikler ile birlikte anılması gereken oyun dünyasının tasarımı ise kesinlikle mükemmel. Citadel uzay istasyonunun tasarımını ilk gördüğünüzde "öeh!" tepkisini vereceğinizden emin olabilirsiniz. Bu tasarımsal güzellik, tüm oyun boyunca devam ediyor. Aynı şekilde, her ne kadar derinlik ve ilginçlik adına pek başarılı sayılmasalar da, yan görevler ve eğlenceli olaylar da yüzünüzü güldürüyor. Örneğin sizinle röportaj yapmak isteyen bir TV spikeri ile yapacağınız enteresan söyleşi, peşinize yapışan bir fanınız ya da kendi kendine hile yapan bir kumar makinesi ile karşılaşmak son derece komik anıları getiriyor akla. Her ne kadar oyun içindeki envanter sistemi gibi "iç mekanik" bazındaki kontroller tatmin etmese de, konsolun kumandası ile oyun etkileşiminiz son derece başarılı ve akıcı. Kafanız hiçbir zaman karışmıyor ve oyuna çok çabuk adapte oluyorsunuz. Yine kumanda yeteneğinizi sınayan, God of War tarzı mini oyunlar ile de çeşitlilik yaratılmış. Bu çeşitlilik bir süre sonra sıkıcı derecede az olduğunu gösterse de, oyuna bağlanmanız aşamasında artı etki yapıyor. Uzay haritanızda hemen açılmayan kimi ekstra sistemler, ara videolar, Bring Down The Sky eklentisi gibi indirilebilir ufak yamalar ise oyunu eğlenceli tutan diğer özellikler. Bring Down The Sky, ufak bir ek görevi oyuna ekleyen ilk Mass Effect yaması ve XBOX Live üzerinden 400 puana satın alınabiliyor. Bildiğim kadarıyla bu PC versiyonunu alanlar için ücretsiz bir eklenti. Oyuna çok bir şey katmasa da, izleyecek bir iki yeni ara video, birkaç diyalog ve görev, oyunun ansiklopedisinde gözüken ancak oyun süresince karşılaşmadığımız bir ırkı da karşımıza "aha, budur!" diye koyan bu eklenti, türün ilgilenenine son derece çekici gelecektir. SONUÇ Mass Effect kötü bir oyun değil, hatta oldukça iyi bir oyun. Öyle ki, ben XBOX'ımı bu oyun için aldım ve pişman değilim. Ancak beklentileri kümeleyip, ona göre analiz etmek gerekiyor. Detaylı RYO'ları seven, hikaye akışı dışında karakter akışı ve yan derinliklere çok önem veren biriyseniz, Mass Effect size bir kere ilginç gelip, daha sonra kenara kaldırılma kaderine mahkum bir oyun. Daha genel kitleye hitap eden, gündelik oyuncu mantığından etkilenen RYO'ları seviyorsanız eğer (örneğin Fable, The Bard's Tale gibi), size oldukça tatminkar gelecek bir yapım. Ana karakter ile yan karakterler arasındaki ufak etkileşim (KOTOR tadında), onların hikayelerini zamanla öğrenme, bir iki ufak flört yaşama gibi opsiyonlarını da göz önünde bulundurunca, iyi vakit geçirten bir oyun. Ama asla bir Baldur's Gate II, The Witcher, Vampire II: Bloodlines gibi karakter derinliği beklemeyin. Uzay temalı oyunları sevenlerin ise arşive kesinlikle katması gereken bir oyun. Tasarım harikası bir dünyası var...
The Witcher: Güzel RYO Nasıl Yapılır Dersi, Pazar, 02 Kasım 2008 The Witcher "dünyanın en iyi oyunu" gibi bir sıfatı haketmiyor (zaten öyle bir sıfatı herhangi bir oyuna yapıştırmak da mümkün değil, çeşitlilik içinde yitecek bir fikir bu, neyse) belki ama birçok konuda o kadar başarılı uygulamalar ile karşımıza çıkıyor ki, biz "rol yapanların" yüreğine su serpiyor, yüzünü güldürüyor, kırlarda koşturtuyor. KİMSİN SEN? The Witcher aslında sıfırdan yaratılmış bir hikaye değil. Andrzej Sapkowski (ismi ilk seferde doğru söyleyen Taksim füniküler - bu doğru mu bilemedim şu an - sistemde bedava tur kazanıyormuş) isimli Polonyalı bir yazar, 1986 yılında "The Witcher" adıyla yazdığı kısa bir hikayeyi, Polonya'daki önemli fantezi kurgu dergilerinden biri olan "Fantastyka" üzerinden okuyuculara ulaştırınca ortalıkta fırtına gibi esmeye başlıyor ve hikayelerinin devamı geliyor. Hikayelerindeki ana karakter ise Geralt, tıpkı oyunumuzda olduğu gibi. Geralt, mutasyon hadisesi üzerinden şekil şemal itibariyle birazcık değiştirilmiş bir katil ve diğer tüm "Witcher"lar gibi, o da ortalıkta dolaşan yaratıkları avlamakla yükümlü. Buraya kadar her şey klişeye yakın bir eksende ilerleyen fantezi kurgu hikayesi iken, iş Geralt ve diğer "Witcher"ların toplumda hem ihtiyaç duyulan hem de farklı olduklarından ötürü dışlanan tipler olması ile biraz daha özelleşiyor ve derinlik kazanıyor. Gelelim bizim hikayemize... GERALT OF RIVIA Hikayemizin hemen başında, hafıza kaybı geçirmiş ve bilinçsiz halde bulunan Geralt'ın, yani karakterimizin, kim olduğunu ve ne işle uğraştığını öğrenerek The Witcher dünyasına adımımızı atıyoruz. Hikayeyi bilmeyenler için de The Witcher dünyasının nasıl bir yer olduğunu kısaca tasvir etmeye çalışan yapımcılar, bunu birçok oyunun yaptığı gibi bayağı ve alenen yapmaktansa, satır aralarına serpiştirilmiş güzel göndermeler ve oldukça başarılı diyaloglar ile bize sunuyor ve hemen burada, oyunun ilk ve en önemli özelliklerinden biri ile tanışıyoruz: Hikaye anlatımı. Teknik anlamda sıkıntıları olan bir oyun olmasına rağmen, The Witcher'ın hikaye anlatımı ve akışı öyle güzel ki, oyun sizi masa üstüne attığı zaman bile sakin sakin tekrar oyunu açıp, kaldığınız yerden (güncel bir kayıt noktanız yoksa, biraz üzülerekten) oyuna devam ediyorsunuz. Hikayenin anlatımındaki önemli etkenlerden biri karakterlerin son derece oturaklı ve gerçekçi olması. Bunu yapabilmek için de oyunun içinde bulunan cinsellik ve şiddet öğelerinden kaçınıp, hedef kitleyi genişletmek gibi ticari bir yolu reddeden CD Projekt'i kutlamak gerek. Evet, The Witcher 18 yaş ve üzerine hitap eden bir oyun. İçeriğindeki cinsellik, şiddet gibi öğelerin yanında (ki bunlar 18 yaş için bence tek sebep olamaz), oyunun içerisinde yapmanız gereken tercihler de sizi son derece düşünceli dakikalar ile başbaşa bırakıyor. Çerez birçok rol yapma oyununun aksine, The Witcher'daki seçenekler hemen hemen hiçbir zaman "siyah-beyaz" şeklinde değil, daha ziyade "gri, füme, metalik gri, obsidian ama beyaz ışıklı" gibi, insanı hep zorlayan ve tercih konusunda tıkayan seçenekler. Bu oyunu korkunç zevkli hale getirirken, oyunun bir özelliğini daha bize sunuyor: Çok yönlülük. Çok yönlülük derken, yine birçok oyunun yaptığı "seç, sonucu gör" gibi basit bir yol değil bahsettiğim. Öyle ki, bir tercih yapıyorsunuz, sonucunu görüyorsunuz ama size gösterilen sonuç aslında buzdağının ucu oluyor ve tercihinizin asıl etkisini, belki üç bölüm sonra hissediyor ve anlıyorsunuz. Bu da oyunu tekrar tekrar oynanabilir kılıyor. Yani "kaydet, seç, gör, geri yükle, diğerini seç" gibi bir taktik pek işe yaramıyor. Hikaye üzerine iyi kafa patlatıldığını görüyoruz. Temel olarak üç ana daldan ilerletebildiğimiz hikayenin alt dalları oldukça fazla ve bu da The Witcher için önemli bir artı puan. Barlarda dövüşlere katılıp para kazanabiliyor, kumar oynayabiliyor ve resmen dönemin eğlencelerini yaşayabiliyoruz. Genel eve bile gidebiliyor, "tavladığımız" bayanlar ile ilgili çıkan cinsel içerikli kartları toplayabiliyoruz. Bu kartların sansürlü ve sansürsüz versiyonları var, bendeki oyun sansürsüzdü. Sanırım Amerika'daki versiyonlarında sansür var, neyse. Alt dallarda ise yine oyun bize "hammal görev" denilen, sadece tecrübe kazanıp seviye atlamak için yapılan görevlerden değil, mantıklı ve kendi içerisinde tutarlılığı olan görevler veriyor. Bu da büründüğümüz kimliği asla unutmamamızı sağlıyor ve eşsiz bir deneyim sunuyor. South Park izleyenler "World of Warcraft" bölümünü bilirler. İşte oradaki gibi, saatlerce koyun kesip seviye atlamak gibi acayiplikler yok. "Evladım, yaşlandım ben şu zamazingoyu şuraya taşı da sana puan vereyim" gibi görevler de yok. Her görev mantıklı ve aldığımız tecrübe puanları da buna göre. Tecrübe demişken... GÜMÜŞ KURT Oyundaki seviye atlama sistemi, Diablo ve benzeri oyunlardan alışık olduğumuz üzere, yetenek seçerek gerçekleştiriliyor. 15. seviyeye kadar bronz, daha sonra gümüş ve en son olarak da altın seviye puanları alıyoruz. Güç, çeviklik gibi fiziksel özellikler dışında, gümüş kılıç, çelik kılıç kullanım şekilleri ve büyüler gibi ana başlıklar altında toplanan onlarca farklı yeteneği geliştiriyoruz ve bu da karakterimize belli ölçüde bir yön vermemizi sağlıyor. Elbette bu karakter yönlendirme, Diablo II'de bir büyücü yaratıp şekillendirmek ya da Baldur's Gate II'de bir alt sınıf seçip ilerlemek kadar keskin sonuçlu değil ancak yine de oyun düzenimizi biraz etkiliyor. Örneğin, oyunun başlarında çok fazla gümüş kılıç (yaratıklar çelikten pek etkilenmiyorlar, bu da bizim yaratık sotelemek için gümüş kılıcımız olması gerektiğine işaret) kullanımına yüklenirsek, insanlar, elfler gibi normal ırklarla dövüşürken etkisizleşiyoruz ve hatta tepemize biniveriyorlar. Aynı şekilde, büyülere çok yüklenirsek, örneğin ateş büyüsü ağacına abanınca (normal isimlerini yazmıyorum çünkü bir şey ifade eden isimler olmadığından kafa karıştırabilir), ateşe karşı dayanıklı bir yaratıkla kapışırken, yaratık arkada biz önde kaçmaya başlıyoruz. Dövüşler ise sıra tabanlı bir mantıkta ama gerçek zamanlı olarak işlemekte (Baldur's Gate serisinden hatırlayabileceğimiz gibi). Dilediğimizde dövüşü durdurup hedef seçebiliyoruz ya da klavye, fare ikilisiyle dur durak bilmeden dövüşüyoruz. Geralt ise sırası geldiğinde, yönlendirdiğimiz şekilde vuruyor, kesiyor, biçiyor, dövüyor, kırıyor falan... Seri hareketler ile özel dövüş tekniklerini de ortaya çıkartan Geralt'ın dövüş koreografisini beğeneceğinizi tahmin ediyorum. Ayrıca oyundaki ince detaylar öylesine fazla ki, insan ilk bir iki saat sadece "aa ne güzel!" diyerek geçiriyor vaktini. Gece, gündüz ilerlemesi, mükemmel ötesi müzikler, başarılı karakter seslendirmeleri, klasik oyunlara ve filmlere göndermeler (örneğin ıslıkla "Imperial March" çalan nöbetçiler gibi...), gerçekten "karakteri olan" karakterler, seçimler ve sonuçları, onlarca alet edevat, okuyacak kitaplar ve oyun içi kütüphanesi, kimyagerliği sevenler için sürüyle farklı etkisi olan iksirleri hazırlama imkanı ve daha niceleri. Oyun dünyasının gerçekten yaşadığına inanacağınıza garanti veriyorum. MADALYONUN DİĞER YÜZÜ The Witcher mükemmel bir oyun ama eksikleri yok değil. Bu eksiklerin çoğu, hatta hepsi, teknik anlamda karşımıza çıkıyor. En önemlilerinden bir tanesi, oyunun her iki üç saatte bir kendini kapatıp, masa üstüne dönmesi. Özellikle kayıt yapmayı unutup, heyecanla hikayeyi takip ettiğiniz anlarda bu tam bir işkence olabiliyor. Bunun neden olduğuna yönelik kesin bir fikrin olmaması da can sıkıcı. Oyunun iki versiyonu var, "Geliştirilmiş Versiyon" olan yeni sürümünü ister ayrı alabiliyor, isterseniz de bu sürümün oyuna getirdiği eklentiyi, halihazırda olan oyununuza yama olarak yükleyebiliyorsunuz. Bu yama ile oyunun teknik anlamda daha stabil hale geldiği doğru, ama hala sorunlar var. Oyunu test ettiğim sistemin 4GB Ram, 4870X2 bir ekran kartında, 5200+ AMD işlemci üzerinde çalıştığını da düşününce, insan niye şimdi oyundan attı beni diye düşünmeden edemiyor. Grafikler son derece güzel, yükleme ekranlarındaki, seks kartlarındaki (tam adı bu) ve ara demolarda zaman zaman karşımıza çıkan çizimler ise gerçekten mükemmel ve bunun bedelini de normalden birazcık daha uzun yükleme süreleriyle ödüyoruz. Olsun, "gülü seven, dikenine katlanır". Bir diğer sorun ise, ki bu bir sorun değil, bir tercih, bu oyunun çerez bir oyun olma özelliğinin hiç olmaması. Oyun RYO sevenleri (Baldur's Gate gibi senaryo derinliği olan, oynaması pek kolay olmayıp, kafa patlatmak gereken cinsten oyunlardan bahsediyoruz tabi) başında tutacak ve fanı yapacak olsa da, "casual" diye tabir edilen gündelik oyunculara göre değil. Örneğin Fable gibi RYO'ları seven biri için The Witcher oldukça ağır bir oyun. Hem dünya, hem hikaye hem de aktarılış olarak. Ancak bir kitap gibi sizi içine çeken hikayesine ve dünyasına kapılmamanız elde değil, bu da bir gerçek. En son sorun ise oyunun genel atmosferini biraz bozan cinsten. Kimi ara sahnelerin "acayip" geçmesi. Yama ile büyük ölçüde düzelmiş olmasına karşın, hala tamamen giderilemediğinden ötürü, bazı konuşma sahnelerinde işler çok çabuk gelişiyor ve konuşulan konunun atmosferine uygun kamera geçişleri, karakter hareketleri yerine, sanki yönetmenliği tam kavrayamamış bir amatörün çektiği sahneleri izler gibi oluyorsunuz. İşin iyi yanı, bu tarz durumlar gerçekten az ve sebebi birazcık oyun motorunun (Neverwinter Nights II ile aynı motor (Aurora) üzerine kurulmuş bir oyun, yani kapağındaki Bioware işaretini görünce kanmayın sakın, Bioware direkt olarak yapıma karışmamış, taktik ve görüş bildirmişler tabi ucundan) kısır olması. Bu kısırlık zaman zaman oynanışa da yansıyor olsa da, bu ciddi bir durum teşkil etmiyor. Ancak oyun bir aksiyon oyunu olsa, o zaman işler değişirdi demek de gerek. SONUÇ OLARAK BU OYUN... ... Mükemmel bir RYO. Sonuna kadar sizi başında tutacak, bir sonraki gelişmeyi merak ettirecek ve uyku düzeninize etki edecek bir oyun. Özellikle atmosfere ve müziklere hayran kalacağınızı düşünüyorum. Karakterlerin canlılığı ve eğlenceliliği, zar oyunları, bar dövüşleri, cinsel öğeler gibi yan zenginlikleri ile de derli toplu bir imaj çizen The Witcher, uzun zamandır çıkan en iyi RYO. Darısı Dragon Age'in başına... << Başa Dön < Önceki 1 Sonraki > Sona Git >> Sonuçlar 1 - 2 Toplam: 2 Son Mesajlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||



