Genelde "rok" dinlerim. Sevdiğim tek grup var(psikopat mıyım neyim): Mor ve Ötesi
Sevdiğim TV Yapımları:
Avrupa Yakası, My Name is Earl, The Simpsons, Anında Görüntü Show, Komedi Dükkanı
Sevdiğim Filmler:
Forrest Gump, Harry Potter 4, Ratatuy, Buz Devri
Sevdiğim Kitaplar:
Şeker Portakalı, Sefiller, Sergüzeşt, İnce Memed, Kuyucaklı Yusuf
Sevdiğim Evrenler:
Kendi evrenim(?), Nintendo evreni
Sevdiğim Oyun Türleri:
Aksiyon; Rol Yapma Oyunu; Yarış; Macera; Platform
Sahip Olduğum Platformlar:
PC; Wii; PS2; PSP
Hobilerim:
Kitap okumak, müzik dinlemek, (tabii ki) oyun oynamak, Avrupa Yakası'nı izlemek(?!)
Hakkımda:
Dünya'daki en absürd kişi olduğumu düşünmekle beraber, iğrenç esprilerimle meşhurumdur. Wii'den sonra Nintendo evrenine daldım, çıkmaya da niyetim yok. :)
Bu DSi çok çekici duruyor, ben de bahar civarı bir DS almayı düşünüyorum. DSi sayesinde DS Lite'in de fiyatının düşeceğini tahmin ederek(bugün D&R'da oyun hediyeli 299 YTL'ye buldum), DSL almaya yanaşsam da... DSi mı alsam sizce? Yani, multimedya olayı benim için önemli değil, onun için PSP duruyor. Geriye kamera kalıyor zaten, değil mi(daha tam okumadım özellikleri)? DSi o yüzden mantıksız geldi bana.
Bahsettiğimiz şirketler her yıl milyonlarca dolar kâr eden ULUSLARARASI şirketler. Ve Türkiye'de sattıkları oyun miktarının pek de önemi yok şu an onlar için çünkü pazar yok. Türkiye'de oyuncu kitlesi büyümekte, doğru, ama adam gelip buradaki forumlara bakmıyor, satış rakamlarına bakıyor. "Hmm, en fazla satan bu kadar satmış zaten, burada ilgi yok oyun sektörüne." der şirket herkes korsan kullanırsa. Fiyat düşürmeye hiç uğraşmaz, çünkü ülkede doğru düzgün pazar yok. Eğer Türkiye'de satışlar Amerika'daki kadar olsa, sonra satışlar bir anda düşse(herkes korsana yönelse), o anda şirket oyun fiyatını düşürmeye gider. Çünkü oradaki pazar şirketin ayakta durmasını sağlayacak kadar büyük(Ama bu da son derece mantıksız).
Zaten bu kadar fazla orjinal oyun alan bir toplumda böyle bir düşme olması zor. Çünkü: -İnsanlar orjinal oyun almak konusunda bilinçlidirler. -Bu kadar büyük bir pazara diğer şirketler de gireceğinden ve rekabet olacağından, kimse oyunun fiyatını yükseltemez, aksine düşürmeye devam eder, hep kampanya düzenler. -Ayrıca böyle bir yönelim olursa tüm bu dev şirketler duruma el koyar, çünkü o yer önemli bir pazardır.
Bu yüzden, eğer orjinal oyun tüketimini arttırırsak, kesinlikle çoğu oyun şirketi gözünü Türkiye'ye dikecektir, Türkiye'de ofisler açacaktır, tüm oyunlarına Türkçe dil desteği koyacaktır.
Onların anlayacağı dilden(satışlar) "Biz buradayız! Biz de oyun oynuyoruz." demezsek fiyatlar artmaya devam eder.
Vicdan rahatlığı konusu da apayrı bir mesele zaten. Bir oyunu korsan alarak onun için emek vermiş yüzlerce kişinin hakkına giriyorsun. Bu özenerek yaptığın bir projeyi(hatta abartarak icat diyebilirsin) birinin erkenden duyup yetkili kişilere kendisininmiş gibi sunup paraya boğulması gibi bir şey(Onca uğraş boşa gidiyor ikisinde de). Bir oyun yapılırken çok fazla emek harcanıyor. Programlama, görsel tasarım, ses efektleri, seslendirme derken kadro büyüyor da büyüyor(Herhalde oyunun sonunda geçen "Credits" kısmının ne kadar uzun olduğunu biliyorsundur...). Zaten onca insanın hakkına girmeyi sorun olarak görmüyorsan, sana korsana neden karşı olduğumuzu anlatmanın bir anlamı yok.
Martin Eden'i şiddetle tavsiye ederim. Bitirdiğimde çok etkilenmiştim, toplumda sınıflaşma, üst-alt kavramları üzerine bir de aşk hikayesi eklenince beklenmedik bir sonuç çıkıyor ortaya.
Okumamışsanız Sefiller'i de okuyun tabii.
Aşk-ı Memnu'nun da konusu basit görünür ama sürükleyicidir.
Bunların dışında, okumazsanız olmaz diyebileceğim tek kitap Gün Olur Asra Bedel(Adı Gün Uzar Yüzyıl Olur diye de geçiyor galiba)(Cengiz Aytmatov) herhalde. Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında bir tren istasyonunun dibindeki minik bir köyde başlıyor her şey. Bir görevli ölüyor, onun arkadaşı da onu defnetmeye giderken tüm hayatı gözlerinin önünden geçiyor. Cengiz Aytmatov, tüm hünerlerini sergiliyor.
Artık o kadar fazla iyi oyun çıkmaya başladı ki, paramız doğal olarak yetmemeye başladı, bir de şu uçuk fiyatlı(TR fiyatından bahsediyorum) yeni nesil konsollar işin içine girince neye para ayıracağımızı şaşırdık tabii ki.
Bence her ne kadar mali durum etkilese de iş sabırda bitiyor. "Sabrın sonu selamettir." atasözümüz de durumu özetliyor.
Ayrıca çoğu kişi "Amerika'daki gibi ucuz olsa alırız." diyor. Ancak, Türkiye "gelişmiş ülke" sınıfına girebilmiş değil, "gelişmekte olan" bir ülke. O yüzden fiyatların hemen o derece olmasını bekleyemeyiz(Yine de 180 YTL verip bir oyun almak saçmalık gibi[gibi de değil aslında] geliyor.)
Oyunlara olan eğilim Türkiye'deki satışlarla anlaşılıyor. Satışlar ne kadar artarsa, şirketler daha iyi hizmet vermeye başlayacak, sonucunda rekabet artacak, fiyatlar düşecek, satışlar çok daha artacak, ve belki de Türkiye'de "hayal ettiğimiz" oyun sektörü oluşmaya başlayacak(Sonu biraz uçuk oldu sanki ).
Evet, her şey o cicili bicili kutulanmış oyunu almakla başlayacak.
(Ben mi? Her ne kadar arkadaşlarım benle dalga geçse de, ben orjinal oyun alıyorum artık[PSP ve Wii oyunlarımın hepsi orjinal ].)
Falanca, senin dediğin Balance Board(Denge Tahtası). Wii Fit mat denen şey Balance Board'u üstüne koyabileceğiniz halımsı bir şey. Google'dan aratıp bakabilirsin. Niye 150 YTL olduğunu ben de bilmiyorum.
Wii Fit adı kadar iddialı filan değil ancak gayet terleten bir yazılım. Balance Board adlı aletle geliyor. Balance Board'un üstüne çıktığında baskı yaptığın yerleri algılıyor filan. İçinde yoga hareketleri, mini-oyunlar filan var. Verilen paraya değip değmeyeceği ise sana bağlı. Eğer gerçekten de böyle bir oyunu hep oynarım, hiç bir yere gitmeme gerek kalmaz diyorsan al(Oyunu denedim ve pek beğenmedim, onu da söyleyeyim.). Ancak Balance Board destekli oyunları gözden geçirmelisin bence almadan önce. We Ski, RRR TV Party(sene sonu çıkacak) var bildiklerim.
En iyisi ucuzlayınca al diyeceğim ama ucuzlamaz büyük ihtimal.