Katılmıyorum hydra'cım, bence buradaki sorun serinin algılanışında değil, serinin bizzat kendisinde. İnsanlar yeni NFS oynarken eski tadları almaya çalışmıyorlar, sadece iyi bir yarış oyunu oynamaya umut ediyorlar. Bu dediğin şeyin yanlış olduğuna tüm kalbimle inanıyorum, zira bir serinin büyük oyunlarının ardından tekrar o derecede büyük oyunların çıkmasının oyuncudan çok yapımcıya bağlı olduğunun kanıtı sayılabilecek onlarca seri var, en büyük örneği de Zelda. Ben dahil birçok kişice dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyunu Ocarina of Time'dır, fakat ben içim rahat bir şekilde Wind Waker Ocarina'dan kötü diyemiyorum, Twilight Princess için de. Age of Empires III'ü Mythology kadar severim mesela, ki Mythology benim en sevdiğim oyunlardan biridir. EA'den örnek vermek gerekirse FIFA 07 benim 99'dan sonra oynadığım en iyi FIFA'dır, ama 2002-2003-2004-2005 FIFA'ları tek kelimeyle rezalettir gözümde. NFS'i UG2'den sonra oynamadım, fakat tüm kalbimle bunun felsefi bir husustan ziyade kötü yapımcılık olduğuna inanıyorum =)
Şu anda PC arcade racing türünde bence tartışmasız lider Codemasters'ın Dirt ve özellikle Grid'i zaten. EA'ya ciddi rakipler birbir çıkıyor her bir oyun serisi karşısında (bkz. PES). Ama yine de bu demek değil ki, EA da kötü işler yapıyor. Yerin dibine sokulan Canyon ve Prostreet bile gayet oynaması zevkli oyunlar. Sadece klasik NFS videolarına sahip değildi, müzik seçimi berbattı (Prostreet), polis yoktu ama yarış heyecanı önceki serilerle aynıydı. Bakalım, GRID tokatı üzerine EA'dan büyük bir sıçrama bekliyorum, inşallah yaparlar. Ha kötü dense bile, oynanabilirlik NFS standartlarında olacaktır en azından, o da bana yeter de artar.
Sinemada Titanic'in erkek izleyiciler arasındaki ününe benzer bir eğilim NFS serisine uzun zamandır beri gösteriliyor oyuncular tarafından (aslında EA'nın uzun soluklu tüm serilerinde aynı şey geçerli). Bence kitlesel bir histeri bu, duygusal bir nostalji hissinden başka birşey değil. Bilmem kaç sene önce oynadıkları bir NFS oyunundan aldıkları hisleri almak istiyorlar, ki hayatın hiçbir alanında birşeyi ilk kez yaptığınız andaki hisleri daha sonra almanız mümkün değil maalesef. Bir de NFS: Porshce'nin en iyi NFS oyunu olduğu ile ilgili başka bir histeri daha vardır, onu saymıyorum bile. Ah be toplum, bir adam olamadın evladım. Hep yanlış yerlerde arıyorsun cevapları. Hele o GS'nin kullanıcı notunu 30 görünce iyice bir gülme geldi. Oyunun o kadar kötü olmasına imkan yok, zaten daha sonra baktım 6.0 diyor ortalama. Arada 1.0 veren süperzekalar yok değil.
C&C3'e göre kastırıyor bayağı makineyi. Onda herşey full 30 fps'den aşağı düşmüyurdu 8x AA olmasına rağmen, bunda AA 4x yapınca fps 20lere düşmeye başlıyor. 2x AA'ya döndüm ben de. Askerlerin görünüşü C&C3'e göre bayağı gelişmiş, araçlara birşey demiyorum onlar zaten iyidi. C&C serisinde V-sync açmanızı öneririm bu arada, oyunda 30 fps animasyon limiti var bildiğim kadarıyla. Boşuna kartınıza fazla mesai yaptırmayın.
Hancock (2008) Will Smith, Jason Bateman ve Charlize Theron’lu süper kahraman filmi. Will Smith kıro bir süper kahraman, Bateman ise onun halk ilişkileri temsilcisi gibi birşey. İlk yarısı çok güzel, süper kahramanın dönüşüm geçirmeye çalışması, alt-metinde devamlı Amerika’daki politik doğruculuğa yapılan göndermeler çok leziz. İkinci yarısında ise "blockbuster" olmak için zorlandığı oldukça belli olan, belli kalıpları aşamayan bir film alıyor yerini. İlk yarıdaki tonu korusalar film güzel olurmuş ama az hasılat yapar tabii, olmaz. 7/10
Stephen King’s the Mist (2007) “Green Mile” ve “Shawshank Redemption” gibi klasiklerden sorumlu Frank Deborant’tan üçüncü bir Stephen King denemesi. Bu sefer de olmuş mu? Olmuş tabii. Uzun zamandır izlediğim en güzel mystery/korku filmiydi. Bir kasabayı doğal olmayan bir sisin basması, ve bir süpermarkette sıkışan insanların buna karşı verdiği tepkiler anlatılmış. Yukarıdaki filmlerde olduğu gibi derinlemesine işlenen karakterler görüyoruz yine, kasaba halkının birbirleriyle olan ilişkileri ön planda. Korku öğesi sadece yeri geldiğinde ve zamanında kullanılmış. Arada bazı kişilerin bu olayları kaldıramayıp, süpermarketin dışındaki sis dolu dünyaya gitmelerinde duyulan o bilinmezlik ve korku hissi mükemmel, uzun süredir hiçbirşeyi bu kadar merak etmemiştim. Filmde George Romero'nin o eski zombie filmlerindeki tadı, aynı zamanda Silent Hill'deki bilinmezlik ve korku halindeki insanın psikolojik hali gibi konular mükemmel işlenmiş. Harika, harika, harika. Hakkında hiçbirşey okumadan, bilmeden izlenmeli. 9/10
Oyunu kurdum, giriş demosunu seyrettim ve anamenüde takıldı. Ama o gazla birşeyler yazmak istiyordum hemen zaten, iyi oldu. Demoda klasik Red Alert konseptleri sonuna kadar kullanılmış, inanılmaz güldüm ve eğlendim. Zaman mekan devamlılığını bozduktan sonra Moskova'ya dönünce Komünizmin merkezinde LCD televizyon görünce gülmekten yerlere yatıyordum az daha. Deniz kıyısında köpeği olan Rus adamın Japonların geldiğini görmesi + Hell March gaza gelmek için bir başka sebepti. İlk izlenimler gayet iyi yani.
Amerika'da Jon Favreou (Iron Man) tarafından yapılan benzer bir program var, birkaç ünlü bir araya gelip hem yemek yiyip hem de sohbet ediyor, tartışıyor, ona benzettim biraz. Ama kitlelere hitap edebilmek için tabii ki iki kelimeyi bir araya getiremeyen, tartışamayan, onun yerine birbirlerinin arkasından konuşulan aptalın aptalı bir program yapmak da bize has birşey olsa gerek (yazar ikinci cümlede sapıtır). İzlemem, izleyene karşı hoş hisler beslemem.
Cidden iyi bölümdü, uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştık. Yanlız o mayın devre dışı bırakma sahnesinde, duvardaki panoyu önceden denememiş olmamalarına bayağı bir güldüm. Onun dışında süperdi, Gretchen gerçeğini gözler önüne seren bölüm oldu (güzellik açısından (sığ mode:on))
Bir de artık T-Bag'li sahnelerde ne derse desin beni bir gülme alıyor. Bu sene kıro yaptılar iyice adamı, önceden korkunçtu en azından hapishane bağlamında. Şirkette bizim Türk memurlarına döndü iyice, "burası iş yeri", "ne oluyor lam" tarzındaki laflarıyla bana tanıdık anlar yaşattı sağolsun.