arkadaşlar konuyu biraz incelemeye çalıştım ancak sorunuma çözüm bulamadım. şimdilerde bende yeniden doğan "senaryolu ryo" hayranlığım sebebiyle mass effect i aldım. yükledim vs. herşey tıkırında gitti ancak oyunu açtığımda (videolardan başlayarak rahatça görebildiğim haliyle) karakterler fln herşeyin grafikler süper ancak arkaplandaki duvarlar ve özellikle ışıklı herhangi bir cisim "piksel piksel"... oyunu kaptığım arkadaşa sordum ben de benzer bir problem yaşadım ama ekran kartı driverini indirince geçti dedi. bende ne yazık ki driver le bile düzelmedi, konfigrasyon ayarlarını denedim olmadı... sistemim oyunu kaldırıcak düzeyde bu arada.
(başlamadan önce film ile ilgili yorumumda spoiler sayılmayacak bazı bilgilerden söz ettim. filmi hakkıyla izlemek istiyorsanız sadece nota bakın)
2007 yapımı bu film bob dylan ın hayatını anlatmakta. yanlız bilinen biyografilerden oldukça farklı bir tarzda anlantıyor ünlü ustanın yaşamını. hayatının belirli dönemlerini farklı oyuncular, farklı karakterlerle anlatıyor. bir kere bu yönden filmi çok başarılı buldum. bu kısmı biraz basit ve kısa anlatacağım. müzisyenin saf, çocuksu dünyasında yük trenlerinden kurtulmaya çalışıp olgunlaşmasından tutun, sessiz protest dönemine, oradan aşkı bulup filmlerle üne ve tabii "havaya" kavuşmasından, bunalım ve sorgulama dönemine ve sonunda da hayatta huzuru bulma istemesine kadar her dönemi usta oyuncular tarafından oldukça başarılı bir şekilde beyaz perdeye aktarılmış.
tabii filmdeki bob dylan şarkıların yerini de unutmamak lazım. bu belli dönemlerde yazdığı şarkı sözleri de hikayenin yanına oldukça iyi oturuyor, şarkıların da güzelliği sizi bambaşka yerlere götürüyor. filmde, gerek diyaloglardan gerek ise şarkı sözlerinden çıkartabileceğiniz bob dylan ın hayat, siyaset, toplum, düzen hakkındaki fikirleri de gerçekten ekran başında sizi düşünmeye itiyor ve ayakta alkışlatıyor. ben, hayat tarzım açısından protestliğe ne karşıyım ne de destekliyorum. ancak yeni düşüncelere açık oluşum sanırım bu fikirlere hayranlık uyandırmamım sağladı. eğer yüksek konsantrasyon ile izlerseniz hayat hakkında yeni düşüncelere bile sahip olabilirsiniz...
filmin "bana göre" küçük de olsa bazı eksileri de vardı. bir tanesi eğer film biraz daha "bağımsız" tarzda çekilseydi bob dylan a daha çok uyardı sanki. ancak bu hali bile harika olmuş. onun dışında bir de etrafta gelişen olaylardan biraz az sözedilmiş sanki. tamam bir amerikalı olsam bu dönemin bob dylan a etkilerini daha iyi anlardım ancak dediğim gibi biraz da dönem bilgisiyle (60'lar) bu etki rahatça anlaşılabilir.
kısacası gerek oyunculuğu, fikirleri, diyalogları, tarzı, şarkılar ve sözleri, hikayesi ve yönetmenliği bakımından çok başarılı bir film duruyor karşımızda. gülümseten, hafif duygulandıran, bazen şaşırtan bazen de derin derin düşünmeye iten bu sıradışı ama bir o kadar da istediğini yapmayı başaran bu filme, "düşünce" yeteneğine sahip olan herkesin kesinlikle bir şans vermesi gerektiğini düşünüyorum...
küçükken hatırlarım, hem pokemon hem de digimon izlerdim. ancak digimon un dünyası bana daha ilginç, daha karanlık, daha mistik gelmişti... sanırım pokemon dan biraz daha sevmiştim bir dönem
kapak hiç güzel olmamış bence. bi kere çok basit kaçmış görsel açıdan. ikinci olarak soul calibur gibi ünlü bir oyun serisinin son oyununu tanıtmak için sadece yeni karakter yoda yı kullanmak da baştan ayıp olmuş. hadi force unleashed kapağı olsa bi nebze, fakat olmamış...
yarın bi gün alırım dergiyi. neyse ki içine güvenim sonsuz her zaman
Ben önce Hot Fuzz'ı izlemiştim, kadronun başarısı görünce Shaun'ı izledim daha sonra. Hot Fuzz daha ağır basmıştı bende, gördüğüm en manyak editing'e sahip filmdi (izleyin demek istediğimi anlayacaksınız, sahneler ışık hızında değişiyor). Shaun bana feci yavaş gelmişti ondan sonra.
evet, tam o yönetmenlerin tarzı aslında (tabii ne zaman görsem aklıma "ingiliz komedi filmleri tarzı" gelmiyor değil)
Dokunmatik ekran hemen çizik çizik oldu ama. Oyun oynarken etkilemiyor gerçi. Yine de alet elimde kalacakmış gibi geliyor bazen.
eh ondan ben de korkmuştum (hatta senin gibi ds imin üzerine titremekten dokunmatik oyunları inanılmaz bir dikkatle oynamıştım) ama sonra hafif bir kir gibi durduğunu farkettim ve titiz bir insan olan ben bu konuda pek bir sorun yaşamadım...
arkadaş zoruyla "mirrors" adlı filme gittim... açıkçası gerçekten berbat olmaları nedeniyle bir süredir korku filmlerine karşı sert bir tutumum vardı (aynı tutumum türk komedi filmleri için de geçerli). bu film fikrimi değiştirdi mi, hayır. ancak biraz doğru yola sokmuş olabilir.
genelde filmlere önceden araştırma yaparak gitmeyi severim ancak filme gitme olayı benim için süpriz olduğu için bunu gerçekleştiremedim maalesef. herneyse filmin yönetmeni yine hayranı olmadığım "hills have eyes" filminin yönetmeni. filmin açıkçası konsepti ve ana fikri biraz farklı ve orjinal. ancak ne yazık ki hikayenin devamlılığı ve derinliği sağlananamış. biraz daha mistik olaylar, biraz daha garip ipuçları, biraz daha derin bir hikayeye açtım tüm film boyunca...
karakter bakımından film ne yazık ki pek başarılı değil. tek doğru düzgün karakter portlenmesi ana karakterde ve bana sorarsanız oyuncu seçimi de başarılı. kiefer iyi bir oyun ortaya koymuş. ancak yine aynı derinlik sorunu karakterler ve geçmişleri için de geçerli. filmin görsel ve ses efekteleri de diğer korku filmleriyle aynı, başarılı. film boyunca bir kaç "zıplatacak" ve birkaç "iğrenç" sahne de mevcut (özellikle o banyo sahnesi neydi ya...) müzikler başarılı (main theme olarak asturias seçilmesi oldukça zekice) , filmin sonunu anlamak için film boyunca yüksek konsantrasyon ve biraz da film kültürü gerekiyor, söyleyeyim.
genel olarak baktığımızda karşımızda vasatın biraz üstünde bir film duruyor. vizyondaki filmlere bakılırsa en iyi filmerden biri diyebilirim sanırım. ancak yine pek beğenmediğim korku filmleri katagorisine bu film de giriyor ne yazık ki...