Doom / Gothic / Power / Progressive / Symphonic Metal, Alternative / Classic Rock, New Age, Celtic, World, Classical
Sevdiğim TV Yapımları:
Battlestar Galactica, How I Met Your Mother, Scrubs, The Big Bang Theory, X-Files, Masters Of Horror, Masters of Science Fiction
Sevdiğim Filmler:
Persona, Solaris, Oldboy, Fifth Element, Blade Runner, Memento, Donnie Darko, Star Wars, Sin City, Alien Quadrology, Kill Bill, V for Vendetta, Three Colors, Pirates of the Caribbean Trilogy, The Prestige, Das Boot, Pianist, Letters from Iwo Jima
Sevdiğim Kitaplar:
1984, Cesur Yeni Dünya, Cthulhu'nun Çağrısı, Silmarillion, Dune Mesihi...
Sevdiğim Evrenler:
World Of Darkness, Forgotten Realms, Star Wars, Warhammer, Dune, Middle Earth
Sevdiğim Oyun Türleri:
Aksiyon; Rol Yapma Oyunu; Strateji; FPS / TPS
Sahip Olduğum Platformlar:
PC
Hobilerim:
Deniz iguanalarının ön üyelerindeki üçüncü tırnaklarının fotoğrafını çekmek...
"...Her zaman gece gelirlerdi sizi almaya. Tutuklanmadan önce en doğrusu kendinizi öldürmekti. Kuşkusuz pek çok insan böyle yapmıştı. Ortadan yitmelerin çoğunluğu intiharlar sonucuydu. Ateşli silâhları, ani etkili kuvvetli zehirleri elde etmek olanaksız olduğundan intihar etmek için korkunç bir cesaret gerekiyordu. Korkunun ve acının biyolojik yararsızlığını düşündü. Fazladan çaba göstermek zorunda kaldığınızda, bedeniniz hareketsiz kalıveriyordu. Yeteri derecede hızlı davranmış olsaydı, kızı susturabilirdi. Ama tehlikenin büyüklüğü, eylem gücünü yitirmesine yol açmıştı. Korkulu anlarda, insan düşmana karşı değil, kendine karşı bir savaşım veriyordu gerçekte. Şimdi bile, cin içmiş olmasına karşın, midesindeki uyuşuk ağrı, yerinde düşünebilmesini engelliyordu. Savaş alanında, işkence odasında, batan bir gemide, uğruna savaşılanlar unutulur, çünkü bedeniniz tüm dünyanızı dolduracak kadar büyümüştür; korkudan felce uğramış ya da acıyla feryat ediyor olmanız bile hayat, açlığa soğuğa, uykusuzluğa, ekşiyen bir mideye ya da ağrıyan bir dişe karşı verilen savaşımdan başka bir şey değildir artık.
Günlüğünü açtı. Bir şeyler yazmalıydı. Ekrandaki kadın yeni bir şarkıya başlamıştı; sesi kırık cam parçaları gibi dolmaktaydı beynine. OBrienı düşünmeye çalıştı, günlüğünü OBriena yazıyordu, ama bunun yerine, Düşünce Polisi kendisini alıp götürdükten sonra olacakları düşünmeye başladı. Onu hemen öldürürlerse bir sorun yoktu. Ölmek kaçınılmaz bir sondu. Ama ölümden önce (kimse bunlardan söz etmezdi, ama herkes bilirdi), bir yığın itiraf evresinden geçmeniz gerekirdi; yerlerde sürünüp size acımaları için yalvarmalar, kırılan kemiklerin çatırtısı, dökülmüş dişler, üzerinde kanlar pıhtılaşmış saçlar. Sonuç değişmeyecek olduktan sonra, tüm bunlara katlanmanın ne gereği vardı? Neden hayatınızdan birkaç günü ya da haftayı kesip atmanız olası değildi? Kimse yakalanmaktan kurtulamazdı, suçlarını itiraf etmekten de. Eğer bir kez düşünce suçu işlemişseniz, belirli bir tarihte öleceğiniz kesindi. O halde neden hiçbir şeyi değiştirmeden bu korku içinize yerleşiyordu?
OBrienın imgesini kafasında canlandırabilmek için biraz daha çaba gösterdi. Karanlığın var olmadığı yer, gelecekti. Asla göremeyeceğimiz, ama bir gün geleceğini bildiğimiz ve hiç değilse düşsel olarak içinde yaşadığımız bir gün. Tele ekrandaki kulak tırmalayan ses, düşüncelerini sürdürmesini engelledi. Bir sigara aldı ağzına. Tütünün yarısı diline döküldü, ağzı tükürükle atılması güç bir tozla doldu. OBrienınkini silerek Büyük Biraderin görüntüsünü getirdi gözünün önüne. Birkaç gün önce yapmış olduğu gibi, cebinden bir teklik çıkararak baktı. Bu yüz sakin, koruyucu bir anlatımla kendisine dikmişti gözlerini; bu esmer bıyıkların gerisinde ne tür bir gülümseme gizlenmişti? Ağırlık veren o sözler canlandı yeniden kafasında:
SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
BİLGİSİZLİK KUVVETTİR
Filmin konsepti, açıkçası "Amerikan bakış açısı"na hizmet eden türden. Claus von Stauffenberg ve onu görevlendiren generaller, suikasti "Hitler'in birden çok cephede savaşarak Nazi Almanyasını zora sokması ve politik fikir ayrılıkları" nedeniyle düzenlemişlerdir. Stauffenberg ve "asi" generaller, filmde gösterildikleri gibi "kötülüğü önceden gören" veyahut "kahraman" değillerdir. En fazla "Deliyi" görmüşlerdir önceden, fazlasını değil.
Dediğim şeyler de yorum veyahut teori değildir; söylediklerim vakt-i zamanında bizzat History Chanell'da da gerçek görüntüler ve kanıtlarla desteklenerek belgesel halinde gösterilmiştir. Elbette Amerikan halkının filmlerin altmetinlerini anlama konusunda ne denli yeteneksiz olduğunu düşündüğümüzde, filmin bu şekilde uyarlanması daha makul görülmüştür.
Hatta buyrunuz; bu hafta gerçekleşecek yayın saati için oylamaya katılacak şarkıların listesi:
Kara Liste (Metal/Rock) 1- Iced Earth - Melancholy (Holy Martyr) 2- Dark Tranquillity - Therein 3- Judas Priest - Metal Meltdown 4- Rainbow - Gates of Babylon 5- Nightwish - Master Passion Greed
Mavi Liste (Alternatif/Indie Rock) 1- The White Stripes - Seven Nation Army 2- Arctic Monkeys - Perhaps Vampires Is a Bit Strong But... 3- Radiohead - Subterranean Homesick Alien 4- Kaiser Chiefs - Oh My God 5- Muse - Hysteria
Beyaz Liste (Etnik/New Age/Soundtrack) 1- Loreena McKennitt - Santiago 2- Hans Zimmer & James Newton Howard - Why So Serious? (The Dark Knight OST) 3- Clannad - Siúil A Rúin 4- Bear McCreary - Prelude To War (Battlestar Galactica OST) 5- Ennio Morricone - The Ecstacy Of Gold (The Good, The Bad And The Ugly OST)
Oylarınızı yalnızca şarkıların adını yazmak suretiyle, özel mesaj olarak atabilirsiniz.
Not: Her listeden tek şarkı, toplamda üç şarkı seçebilirsiniz. İsterseniz sadece tek listeden de seçebilirsiniz, lakin bu liste başına seçilen şarkı sayısını attırmayacaktır.
Finallerim olmasına rağmen, en kısa zamanda düzenli bir program hazırlamaya uğraşmaktayım şu sıralar. Birkaç bölümden oluşacak programdaki bir kısım ise dinleyicileri enterese eden bir bölüm.. Bu bölümün oluşmasında, bu konu başlığında vereceğim birkaç listedeki şarkılara oy vererek, her hafta listelerde en çok oy alan şarkıları çalmayı düşünmekteyim. Güzel tepkiler geldiği takdirde, konsepti genişletmeyi ve daha farklı atraksiyonlar da katmayı hedefliyorum açıkçası.
Bilmeyenlere Not:Zlad, Avustralyalı komedyen Santo Cilauro'nun yarattığı ve bizzat hayat verdiği slav kökenli, sanal ve karikatürize bir karakter. Zaman içerisinde linkteki klibi ve şarkısı bir internet fenomen haline geldi. Halbuki "Zlad"ın pek bilinmeyen, daha enfes ve gayet gotik temalı bir klibi daha mevcuttur: