Opeth, Haggard, Arch Enemy, Dark Tranquillity, Edge of Sanity, Blind Guardian, Apocalyptica, Avenged Sevenfold, Children of Bodom, Celtic Spirit, Nightwish
Sevdiğim TV Yapımları:
Scrubs, South Park, Simpsons, Trigun
Sevdiğim Filmler:
Eternal Sunshine of the Spotless Mind, V for Vendetta
Sevdiğim Kitaplar:
Improbable, Faust
Sevdiğim Evrenler:
Forgotten Realms, Warhammer, Star Wars
Sevdiğim Oyun Türleri:
Rol Yapma Oyunu; Strateji; Macera
Sahip Olduğum Platformlar:
PC
Hobilerim:
Uncyclopedia okumak, 133t 133t K0|\|U5M4K
Hakkımda:
Time to go to work, work all night search for underpants hey!
We wont stop until we have underpants!
Yum tum yummy tum tay!
FLC, bunu bir süpersonik jetin hareketine benzetebiliriz. Kendisi sesinden önce ulaşır bir yere.(sesten kasıt herhangi bir anda çıkardığı ses dalgalarıdır). Işık için dediğinin geçerli olduğunu biliyorum ancak ses dalgaları için de aynı şey geçerli mi, bunu üniversitede bu bölümü okumuş birisine sormak gereklidir diye tahmin ediyorum.
Mr.Kubidik, karadelikler hakkında o kadar az şey biliniyor ki merkezlerinde tavşan var desen "hmm, neden olmasın" diyecek durumda bilim şûrası. Bunun sebebi, einstein temelli fiziğin karadelikleri açıklarken biraz bocalaması. Birkaç sebebi var bunun. İlki, bu kadar kuvvetli bir çekim gücünü ancak sonsuz küçüklükte bir noktaya sıkışmış sonlu bir kütlenin sağlayabilecek olmasıdır. İkincisi ise bu kadar büyük bir kütlenin uzay zamanı sokacağı perişan hal: Bir dipsiz kuyu. Yani bir karadeliğe yaklaşacak olsanız zamanı görüşünüz o kadar hızlanacaktır ki daha karadeliğe çarpmadan evrenin bittiğini görebileceksiniz. Teoriye göre...
Karadeliğin resmini çekmek isteyen birisi bir hayli zor bir zaman geçirecektir inanıyorum ki. Bir defa "karadeliğin" resmini çekemez, karadeliğin olay ufkunun dışındaki şeylerin resmini çekerek "bakın olay ufku orada" diyebilir. Bunun sebebi karadeliğin "olay ufku"(event horizon) denilen sınırından dışarıya ışığın çıkamamasıdır. Optik herhangi bir algılayıcı ile karadeliğin varlığını belirlemek bir hayli zor bir iştir.
Bunun yerine varlıkları daha dolaylı yoldan bulunur. Çok güçlü X ışını ve gamma ışını patlamaları, gaz jetleri, ve elbette favori: gökada merkezleri(hemen hemen her gökadanın merkezinde bir adet süperkütleli karadelik(supermassive black hole) bulunduğu düşünülmekte.
600.000 km olayına gelince. Bir karadeliğin olay ufku 600.000 km de olabilir(ki 600.000 km çok, çok, çoooook kısa bir mesafedir), 10 AB de olabilir(1 AB=1 Dünya-Güneş arası mesafe=~150.000.000 km) Edit: Yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için söyleyeyim: bu demek değildir ki olay ufku 15 kilometre olamaz, yaklaşık 10 güneş kütlesinden büyük her cisim karadeliğe dönüşür fisyon tepkimeleri durduktan sonra
@Big boss: Topic'in geçmiş kısımlarını biraz okusan anlayabileceğin bir paradokssaldır bu. Ancak basit bir açıklaması vardır. Günümüz fizik anlayışıyla fizik yasalarına aykırı olmadan hazırlanabilecek zaman makinaları zamanı "kayıt etmeye" başladıkları zamandan başlayarak ileriye doğru bir menü hazırlayabilecektir. Yani, bir zaman makinası, çalışmaya başlamadan önceki tarihlere gidemez. Bir diğer mantıkla da tuşuna basıldığı anda ortalık zaman turistleriyle dolacaktır .
Işık hızına ulaşılamayacağını konuşmuştuk zaten, ancak ulaşıldığında olması gereken, cismin tamamen fotonlara bölünmesi ve oluşunun geri kalanını fotonlar halinde geçirmesi olacaktır. Çünkü kütleli bir cisim ışık hızına çıkamaz, ancak kütle enerjiye dönüşüp kütlesiz parçacıklar tarafından taşınırsa, ancak öyle ışık hızına ulaşılabilir. Işık hızının geçilmesinin hiçbir insanın gözünde canlandırabileceği bir senaryo olarak görmüyorum, ancak insanlığa pratik faydası çok, çok yüksek olacaktır(ışık hızına yakın hızla seyahat eden bir uzay gemisi ile iletişim, yüksek hız yolculuklarının en önemli problemlerinden.). Işık hızının geçilmesiyle maddeye ne olabileceği beni aşar, ancak bunu gözlemleyen insanın bakış açısından nasıl bir manzara olabileceğini canlandırabiliriz, basit analitik geometri bilgisi kullanarak:
öncelikle, ışık hızından hızlı hareket eden cismi doğrusal hareket ediyor kabul edelim. bu cisim şu şekilde bir yörünge izleyecektir:
<---C----------------->
Bir de gözlemci koyalım buraya bir yere: (C cisim, O gözlemci, hareket soldan sağa)
<--C------------------>
O
Şimdi, gözlemciye ışık ilk ne zaman ulaşır diye bir soru çıkıyor ortaya. Eğer doğrusal yol, gözlemcinin içinden geçmiyor ise, bu şu demektir. İlk ışık, cisim daha gözlemcinin doğru üzerindeki dik üzdüşümüne gelmeden gözlemciye ulaşacaktır, yani şöyle bir manzara:
<--------C------------> \ \ O
Bu durumda, gözlemci, neredeyse bir anda beliren, ve iki tarafa doğru IŞIK HIZIYLA ilerleyen iki cisim görecektir. İlk gördüğü görüntü ise cismin hızına ve yörüngenin uzaklığına bağlı olarak tek bir nokta, birkaç nokta, bir doğru parçası, birkaç doğru parçası olabilir. Işık hızıyla algılanan genişlemenin nedeni ise genişlenen kısmın görüntüsünün gözlemciye ışık hızıyla ulaşmasıdır.
<--P---------------P'->d
Yani gözlemci için,
∀P∈d için, cismin aynı anda geçtiğinin görüldüğü bir P' noktası vardır.
Cismin doğrusu gözlemci içinden geçiyorsa gözümüzde canlandırmak daha kolay. Hatta küçük bir wiki gezintisi sonucu şöyle bir gif buldum:
Her ne kadar, "hmm mantıklı" deyip başımızı sallıyor olsak da ışık hızından hızlı giden tachyonlar bulunamadı, olmamaları da Standart Model'i etkilemiyor. Yani evrenin stabil olmalarına bir katkıları olmak zorunda değil. Yani akla uygun her şey gerçekte var olmak zorunda değildir .
Bu arada zaman kavramının hareketle özdeşleştirilmesinde verdiğin örnekte bir hatan olabilir Snake, çünkü sezyum atomunun 9 milyar vs. vs.'si sadece rastlantısal bir şekilde 1 saniyelik süreye tekavül eden bir süreç. yani 1 kilogram'ı benim 65'te birim olarak tanımlamamızla zamanı bu olay olarak tanımlamamız, veya bir insanın attığı bir adımı atış süresinin 2359/2591'i olarak tanımlamamız arasında bir fark yoktur, sadece tanımı evrenselleştirme meselesidir bu. saniyenin eski tanımı, "bir günlük sürecin 24'te birinin 60'ta birinin 60'ta biri.". sonra bakmışlar "acaba nasıl yapsak da bunu evrensel bir sabit'e oturtsak?" ve böyle bir şey ile çıkagelmişler. Son okuduğumda 1 kilogram için de aynı şeyi yapmaya çalışıyorlardı. Hala değişmediyse, şu an Fransa'da Sevr'de bulunan, iridyum ve platin'den yapılmış bir ağırlık ile tanımlanmış ve ölçeklendirilmiş durumda. Yani mevzubahis cismin üzerine bir toz konduğunda insanlığın evrendeki kilogram anlayışı değişiyor (olmalı, elbette olmuyor, ama tanıma göre olmalı, tutarsızlık da burada zaten). Yani bir kavramı, tarif edilmek için kullanılan diğer kavramlarla özdeşleştirmemek lazım, zira bilim analoji işi değildir. . Zamanı da hareketin bir göstergesi yerine hareketlilerin bir özellikleri, veya bir boyutları olarak tanımlamak daha doğru olacaktı diye düşünüyorum.
Çoğu nokta çok yüzeysel geçildiği için ancak bir iki tanesinde detaya inebileceğim. Daha uzun bir post yazma sabrını bulabilirsem kendimde zamanla onları da eklerim.
Önceklikle,
Alıntı sahibi: Prince
Öncelikle başlığı görmeden konu açmışım, özür dilerim. Işık hızını geçince maddeliğimizi kaybettiğimizi duymuştum. Buna göre ATLAS deneyinin yapıldığı boruya ışık hızına ulaşabilen bir araç konduğunu düşünün. Daha sonra makina çalıştırışıyor ve ışık hızına yaklaşılıyor.Sorum şu: böyle bir durumda aracın hızı 298.000 km olduğunda kendimizi 299.000 km hızla aracın hareket yönünün tersine doğru atsak(bir mekanizma yardımıyla elbette) ve bu sırada araç 300.000 km'ye ulaşırsa sonuçları ne olur? Benim tahminim araç yok olur fakat biz kalırız ama bu durumda zaman ne durumda olur? Lütfen cevaplamaya çalışın ...
Bir cismi, ışık hızına çıkarmak için sonlu bir süre boyunca sonsuz bir Fa ivmelendirici kuvveti, veya sonsuz bir süre boyunca sonlu bir Fa ivmelendirici kuvveti lazım. Yani sonsuz bir ivme, veya sonsuz bir süre lazım. Bunun nedenini inceleyecek olursak, bizim "ehehe 300.000 km/s" dediğimiz hızın fizik yasalarında "Limit" olması. Yani, o 300.000 bunun sadece niceliksel ölçütü, halbuki nitelik olarak bir parçacığın gidebileceğin en yüksek hız, ve tam anlamıyla bir SINIR olması. Hatta ne kadar ciddi bir sınır olduğunu anlayabilmek için şu durumu örnek verebiliriz: siz, saatte 150.000 km/s ile giden bir aracın içindeyken elinizdeki el fenerini yakarsanız el fenerinden çıkan ışınlar size göre 150.000 km/s, evrenin merkezine, yani tamamen durağan kabul edilen bir noktaya göre 300.000 km/s hızla gidiyor olacaktır. Kısacası, hareket kazanmış bir cismin içinde olmak ışık hızını geçmeyi sağlayamaz, bunu bir açıklığa kavuşturalım.
298.000 km/s ile giden bir araçtan 299.000 km/s ile atlarsak araca bir momentum kazandırmış oluruz, evet, bu aracın ve kişinin m'leri ve V'lerine bağlı olarak paylaşılacak ve görünüşe göre araç 300.000 km/s'yi hayli geçecektir. İki şeyi göz ardı edersek: 1) Momentum, maddenin kendi arasında etkileşimleri için kanıtlanmış bir teoridir, enerji, veya kütlesi 0 olan fotonlar için momentumdan söz edilemez. 2) Işık hızı bir sınırdır, ve geçilemez. Aslına bakarsanız ışık hızı iki yönden bir sınırdır. Yani ışık hızından yavaş gitmekte olan varlıklar için ışık hızının altı hareket alanıyken, ışık hızından hızlı gitmekte olan teorik varlıklar(Tachyon'lar) için ışık hızının üstü hareket sahasıdır(Bu konu biraz fazlaca teorik olduğundan yazıda tachyonları tamamen es geçiyorum).
Gencay, "geçmiş yaşandı gelecek de olmadı" diye bir bakış açısı her ne kadar günlük hayat için pragmatist ve gayet obvious(belirgin) bir gözlem olsa da ne yazık ki fizik yasaları ile çelişiyorsun =). Geleceğin olmamış olması, bizim geleceğe gitmemizi engelleyen bir şey değildir. Bizim geleceğe gitme sürecimiz, evrenin kalanının bizden hızlı işlemesi olarak izah edilebilir. Yani sen tutup da geleceğe gitmeye karar verirsen yapman gereken tek şey zamanın dışarıya göre çok yavaş işlediği bir noktaya gidip dışarının istediğin zamana gelmesini beklemek olacaktır. "Zaman" kavramını biraz daha açmakta yarar görüyorum, zira günlük anlamında kullanılmıyor fizikte. Zaman, fizikte yükseklik, derinlik ve genişlik gibi bir boyuttur. Yani koordinat düzleminde bir noktayı belirtmek için iki koordinata, x'e ve y'ye ihtiyaç duyarız, uzayımızı anlayabildiğimiz kadar ise 4-13 arası değişken bir koordinatlar topluluğuna ihtiyacımız olacaktır. Yani bu bir silgi demek yetmez, "bu silgi bu evrenin merkezine göre 152 sağ enlemi, 521 yukarı boylamı, 192kök3 ileri Xlemi ve 30.12.2008 saat 10:30:24'teki silgidir." demen gerekir uzayın bir hal(state)'indeki "O" silgiyi vurgulamak için. Yani zaman, basit kelimelerle ifade etmek gerekirse, sadece yükseklik gibi bir yer belirtme aracıdır, sadece aynı ortamda bulun cisimler için ortak olarak büyüyen evrensel bir değişken =).
Ve yine Gencay, geçmişe gitmek ile ışık hızına ulaşmak arasında pek bir ilişki yok aslında. Bu yöntem uçuk ve bugünkü paradigmamıza göre imkansız bir yöntem. Çünkü ışık hızına erişmek değil, ışık hızını geçmek gerekiyor bu yöntem ile. Eğer varsa diye bir çare yaratılmış "kurt delikleri"nden başka çok sınırlı yöntemler var, ancak bu yazıda bunlara yer vermeyeceğim.
Alıntı sahibi: Prince
Yeni soru: Maddeliğimiz kaybetmediğimizi düşünelim. Planımız 6 gün sonra bir yolculukla 6 gün sonrasının 3 gün öncesine gitmek... Bu durumda bugünden 3 gün sonra kendimiz gelip bizi bulur. Bunu yaptıktan ya ben 6 gün sonra yapmaya karar verdiğim zaman yolculuğunu yapmazsam? Yani ortada 2 gelecek oluşur. bu durum da sanırım zaman yolculuğunun-MADDELİĞİMİZİ KAYBETMESSEK- mümkün olmadığını gösterir sanırım...
Geçmişe gitmeye karar verdiğinde tonla fizik yasası ve bunların sebep olduğu paradokslar hep bir ağızdan sana itiraz eder. Dede paradoksu, bilardo topu.. hemen hemen tüm fizik yasalarını(termodinamik dahil) çiğneyerek geçmişe gitmeyi başardın diyelim, bu sefer de imdadımıza Quantum Mekanikleri yetişiyor: Sen sadece başka bir evren yarattın. Aynı evreni copy paste yaptın, yol ayrımının bir kısmı(3 gün sonra fikir değiştirmen) birisinde yaşanırken diğer kısmı(aynen yolcuğu yapman) diğerinde yaşanıyor. Ancak zamanda "geri yönde" yolculuk birçok yasa tarafından reddedildiğinden dolayı bu konuda günümüz fizik kanunları içerisinde bir mantık yürütmeye çalışmak pek zavallıca olacaktır.
Alıntı sahibi: Prince
Bu arada aklıma geldi; belki cevaplanmıştır ama konunun temeli olduğunu düşündüğüm ve benim kafamı en çok kurcalayan konu: Zamnda yolculuk olsa, biz yolculuk yapınca et- kemik mi kalıdık yoksa enerjiye mi dönüşürdük, yani benliğimizi kayıp mı ederdik, yoksa bir bakıma ruh halinde kalıp etrafa müdahale edemez miydik, yoksa farklı bir aleme mi geçerdik? Ne olurdu tam bir cevap istiyorum(daha doğrusu sağlam bir TEORİ ) bu konuda herkes farklı bir şey söylüyor...
Olgusal bilimde ruhun ve diğer tüm metafiziki varlıkların gerçekliği ihmal edilir. Et kemik kalmayacağını da garanti edebilirim. Ne olacağını öğrenmek içinse bir cismi ışık hızına çıkartıp geri indirmeni, sonra da Fermilab ve CERN'den milyarlarca dolarlık para ödülünün yanısıra her nevi bilim ödülünü almanı öneriyorum =)
Hiçbir selin yıkamayacağı baraj ile, karşısında hiçbir barajın dayanamayacağı selin bir arada bulunma ihtimali yoktur. 8 sayfa boyunca bunun olma ihtimali üzerine tartışılmış galiba.
hiçbir selin yıkamayacağı barajın da, karşısında hiçbir barajın dayanamayacağı bir selin de bulunma ihtimali yoktur, aynı yerde bulunmalarını bir kenara bırakacak olursak.
ayrıca, matematiksel bir "çokluğun" sonsuz olma ihtimali de yoktur. sonsuza çok yakın olabilir, bu dayanıklılık, kütleçekimi, yoğunluk... ama sonsuz, matematiksel işlemlerde kullanılan bir "sayı" değildir, daha çok bir büyümekte olan bir sayının git gide yaklaştığı bir kavramdır. yani dayanıklılığı sonsuz olan bir baraj, kutu yapılamaz. bildiğimiz fizik kuralları çerçevesinde olmayan bir durumu ise(immovable object vs. unstoppable force) bildiğimiz ve kullandığımız fizik yasaları içinde açıklamaya çalışmak "komik"ten başka bir şey değildir.
şöyle söyleyeyim, Lone Lands'de bir iki quest dışında(Our Greatest Find etc) oyun 40 level'a kadar sololanabilecek halde. Zaten forochel'de de sololamak çok zor değil, yani 40-45 arası düzgün fellowshipler bulmanız dışında tek başınıza kasabilirsiniz çok rahat.
sauronur, symbelmyne knights vol2'nin dağılma sebebi liderlikte çıkan anlaşmazlık değildi. officerlar da kaliteli ve alanlarında bilgili insanlardı. ancak, casual bir kinship olan SK'da oynayan insanların her raid'e katılması beklenemez doğal olarak. ancak, bazı insanları isteği ise 4 hafta 1 raid yapmak değildi . yani SK, casual ve hardcore playerların bir araya gelme çabası yüzünden dağıldı, kimsenin bunu durdurmak için yapabilecek bir şeyi yoktu. ha, bunun sebeplerine inelim dersek türk hardcore oyuncunun azlığı göze çarpan ilk sebep olur.
PvE, genelde hem RP hem PvP serverlarında ağırlıklı bir şekilde yapılır. PvP de hem RP serverlarında hem PvP serverlarında(PvP'lerde daha fazla olmak üzere, e haliyle..) yapılır. ancak RP ile PvP(gerçi pvp demek doğru olmaz, normal server diyelim) serverlar arasındaki tek büyük fark, Roleplay bakımından bazı köklü kurallardır. Mesela, normal bir server'da "Mikaburger" veya "Tictactoe", hatta ve hatta "Turkish" gibi isimler yadırganmazken bu isimleri gidip de bir RP server'ında açarsanız daha introdan çıkmadan bir GM sizinle isminiz hakkında gelen şikayet doğrultusunda konuşur ve isminizi değiştirir.(ekstrem durumlarda normal serverlarda olduğu da oluyor, Stockholm adında bir arkadaş ismini Skuwl'a çevirmek zorunda bırakıldı bu yüzden). Ayrıca RP server'larda hanlarda vakit geçiren, "dwarf gibi" konuşan insanlara rastlama olasılığın bir PvP server'a göre çok yüksektir. Bolca konser de verilir RP serverlarda oyun için müzik sistemi sayesinde.
US serverlarda RP-PvP ayrımı var mı emin değilim. Melez olmalı hepsi, yamuluyor da olabilirim.
evet lotro tr, diğer classların mekaniklerini, skillerin sinerjilerini, savaşta yaşadığı zorlukları anlamak için ya onlarla 6-7 ay raid/pvp yapmış olman, ya da bu durumları yaşamış olman(yine yeterli bir zaman raid/pvp) gerekir.
warden champion kadar veya da iyi dmg veriyor ve bi o kadarda dayanıklı.warden secen arkadaslarim bazen grup questlerini bile solo yapabildiklerini soyluyorlar.
1. grup questlerini solo yapmak sadece class'ını fena oynamadığını gösterir. 2. warden DPS'i champion'ınkinin yakınına bile gelemez. 3. warden "bir o kadar da dayanıklı" değil, sadece avoidance'ı daha yüksek. şanssız birkaç vuruşta yatması işten bile değil, boss tanklamak için minstrelle aynı değerde gözümde.