"Herkes sahip olmadığı için savaşır" Napolyon bunu İspanya kralına söylemiş; çünkü kral ona"Siz sadece para, hammadde gibi basit ihtiyaçlarınız için savaşıyorsunuz; biz de onurumuz, şerefimiz, halkımız ve vatanımız için" diyerek küçük düşürmek istemiş. Kendin için söylediklerin ve düşündüklerin, başkaları için yaptıkların kadar değerlisin.
"Yok bir yoktur Akıl ermez Ne de çoktur" Necip Fazıl "O'nun Sanatı"ndan 2. kıta
Nedenleri ve sonuçları değiştiremeyiz, sadece aradaki bağı kurmak, görevimiz. Hedeflerim ufuk çizgimin ötesindeyse, dünya yuvarlaktır. Körler bile görür; belki sadece karanlığı... Ölümle huzur bulacağını zannedenler, güçsüz yaylarıyla uzak hedefler seçenlerdir. Mutluluk bize çok uzaksa onu 12'den vurmak için yayımızın gücüne göre daha yukarıyı hedef almamız gerekir. Bir yerde herşeyin gölgesi boyunu aşıyorsa, orada güneş ya doğmakta ya da batmaktadır. Gölgeniz ayaklarınızın altındaysa, güneş tepenize dikilmiştir. Önyargılar camdaki kir gibidir, temizlemeyi bırakırsak, dışarıyı göremeyiz. Önyargıdan kurtulmak için, önümüzdeki yargılara sırtımızı dönmemiz ya da oraya varıp geçmemiz gerekir. Gerçeğe karşı sadece körsen,hâlâ onu duyabilir, koklayabilir, tadabilir ya da ona dokunabilirsin değil mi?
Becket Tanrı'nın onurunu izledim, valla tiyatro metnini de okumuştum ona göre biraz yavan dursa da gerçekten hoş bir anlatımı var. Ben kendimi birine benzetsem ancak Becket'a benzetebilirim herhâlde
Arkadaşlar, unutmayın ki felsefe yapmaya geldik buraya, konudışı geyiğin başı olabilir;ama biz de açtığımız başlığa göre dilimizi uzatalım. Demem o ki, biz felsefe bilgisi vermiyoruz, bunu birbirimizden alıyoruz; bu yüzden okul hocaları gibi felsefeci değil filozofça davranmalıyız. Bu yüzden geyik alanı da olsa burada ,birbirimizi olmasa bile, kırılma yaratacak ifadeler pek kullanmayalım olur mu? Fakat canı sıkılan bana özelden istediğini yazabilir; ben gayet sakin cevaplarım, siz de aynı karşılığı verdiğiniz sürece. Amacımız kırmak değil bükmek şimdilik... Başta da dediğim gibi bu konuya varolan herşey giriyor; ama sıralamayı korumaz isek nerde ve ne zamanda olduğumuzu unutma riskini göze almamız gerekir. Umarım şimdilik böyle bir zorluk yaratmamıza gerek yoktur.
Valla benim de çocukluk dergimdir. Aslında bilgisayar oyunlarıyla ilk tanıştığım dergi; Level'in 1997 sayılarından biriydi herhâlde, sonra CD oyun'u gördüm(Daha bilgisayarım bile yoktu) ucuzdu, CD veriyordu ve çok matraktı(Aslında ilk aldığımda CD oyunu Level sanmıştım) Neyse, gülmekten karnıma ağrılar saplanırdı; en sevdiğim fantazi ve strateji türü oyunlardan olan WBC serisiyle orada tanıştım. Bir gün okumak için orada burada gezdirirken, nedense yanında CD'lerle gezdirirdim hep. Cd'leri bir yerde unuttum kayıp olup gittiler, içim nasıl yanmıştı valla... Neyse demek görmeyeli gariban en sonunda vefat etmiş, gıyabında Cenaze namazı kılalım mı?
buzbey, revan'la exile'a karşılaştırmış, muhabbetin başını bilmiyorum ama bu taraftan bir cevap vermek istiyorum ben.
Öncelikle, Revan Jedi'lar tarafından yakalanıp zihni yıkanan biri ve eğer zihin yıkama işleminden sonra güçlerini kaybettiğinin tek bir kanıtını istiyorsanız size oyunun başını örnek veririm, güçle en ufak bir alakası bile olmayan bir revan vardı oyunun başında, tekrar eğitilmesi gerekiyordu. Star Forge'a ulaştığında dahi eski gücüne ulaşamamıştı, çünkü ne eski savaş tecrübesi ne de Güç'le eski bağlantısı vardı.
Üstelik Revan, yani zihni yıkanmamış Revan, katiyen çok kullandığın hoppa kelimesiyle kastettiğin şeyin gerçek hayattaki izdüşümü olan bir sıfatla yargılanacak durumda biri değil. Çünkü Revan Star Wars evreninin görüp görebileceği en büyük fedakarlığı yapmıştır galaksinin geleceği için. O Mandaloryan Savaşlarında yaklaşan büyük bir tehlike görmüştür (belki Yuuzhan Vong, belki Sith Empire) ve onunla savaşmaya cumhuriyet'in savunmasının yetmeyeceğini görür. Bu noktada iki seçeneği vardır, ya Cumhuriyet'i yıkıp yerine daha güçlü bir defansa sahip bir İmparatorluk getirecektir, ya da Cumhuriyet'e saldırıp onların "beni öldürmeyen şey güçlendirir" ilkesi uyarınca kendilerini ondan savunacak gücü geliştirmeye itecektir. Her iki durumda da, ne olursa olsun Revan'ın karanlık tarafa geçmek zorunda olduğu ve bu savaşın sonunda kaybeden kim olursa olsun ardında gelecek tehlikeye karşı daha korunaklı bir galaksi bırakacağı kesindir. Böylece karanlık tarafa düşer Revan, karanlık tarafa düşmeyi seçer.
Exile ise, öte yandan, duygusal olarak çok grift bir karakter olmasına rağmen Revan'ınki kadar epik bir hikayeye konu değildir. O Mandaloryan savaşlarında bir gezegeni yoketmiştir ve bu olayın yankıları yakmaktadır zihnini. O yankılar, yokoluş anında o kadar güçlüdür ki, etrafındakilerle istemsiz kurduğu bağlar yüzünden o kadar derindir ki, Exile tek çare olarak Güç'le bağını keser, kendini sağır ve kör bırakır Güç'ün nüfuzuna karşı. Exile korkaktır çünkü, Güç açısından ölümü de, Güç'e yeniden doğumu da kurduğu bağlar sayesinde olmuştur. Asıl Exile'dır tek başına yapamayan, asıl Exile'dır korkan. Exile katiyen Revan'la karşılaştırlabilir bir karakter değildir.
Umarım anlatabilmişimdir =)
Goolü görelim, Beyni yıkanmamış Revan'dan şöyle adam gibi sadece 2. oyunda bahsediliyor. Eğer 2. oyunda "Kreia" ile yaptığımız diyaloglar olmasa Revan'ın bir Sith Lord Olması hakkındaki derin nedenleri asla öğrenemeyecetik, değil mi? Obsidian böylelikle Revan'ı da oturaklı ve düşünceli bir karakter hâline getirmiş oldu, aynı yeni oluşturduğu Exile gibi. Yani 2 hem birin öncesiyle ilgili, hem de sonrasıyla... Eğer Kotor 3 çıkacak olura bunlara güzel cevaplar bulabiliriz; çünkü ben grind'i sadece bir bug sonucu yapabilirken TSL'de The Old Republic de muhtemelen kafama göre yapabileceğim.
Sen de forumun kalanını anlamamışa benziyorsun ki istatiksel olarak daha üzücü bir hadise bence.
Edit: Şimdi buzbey'i sukubi anlamış, sinirmanga ikisini de anlamış, sukubi sinirmangayı anlamışsa buzbey sukubiyi anlayabilmiş midir?
Bilmem, sukubi1907 , Fenerli ve Scooby Doo hayranı galiba, yanılmışsam; söyle Sukubi1907, ben yanılmaktan korkmam, beni doğruya götürdüğü sürece... Başlıktaki tiyatro oyununu bileniniz var mı? Zeki ile Metin'in oyunlarındandır, izlemediyseniz, umarım elinize izleme olanağı geçer, ben sadece dinleyebilmiştim eski kasetlerden.
Karanlık gerçekte var mıdır? Karanlık aslında sadece ışığın yokluğu değil midir?
Lunod sana bir asist yapacağım şimdi. Düşün bakalım güneşin ışıkları bize nerden geçip geliyor? "Mass Effect"i oynayanlar bilir(o yüzden ben biliyorum dememiz boşuna olabilir); yeni fizikte bir teorem gelişti; buna göre "Big Bang" doğruysa evren genişliyor; ama nasıl diye sorunca ise "Aynı üzümlü kek gibi" diyorlar. Fırında kek hamuru piştikçe hacmi büyüyor ya ; evrende de karanlık dediğimiz şey bir yokluk veya boşluk değil, evrenin en saf maddesi, atom altı parçacıkların en altı diyebiliriz... Düşüncelerimiz; dikkatli bakarsanız "mutlak bir çelişkiler" yumağıdır. Biz "yok yoktur." dedikçe "yoku var" ediyoruz ve "yoku yok ediyoruz." aynı zamanda; ama bu mümkün görünmüyor değil mi?