Saklambaç oynamak o kadar eğlenceli gelmezdi bana. Fakat saklambaç oynarken milletin ödünü patlatmak tarifsiz bir zevkti. Güzel bir yer bulup kurbanın gelmesini beklerdim. Amacım tam olarak sobelemek değildi sanırım. Ebe olan kişi zaten karanlıkta tedirgin, biri çıkarda sobeler mi diye heyecan içinde aval aval yürüyor... Ebenin geldiğini anlayınca, onun beni bulmasını beklemeden, böö, cöö ve bilimum benzeri anlamsız kelimeleri bağırarak lax diye önüne atlardım. Nasıl korkardı yavrucaklar yahu. Bir de o can havliyle sobeleme duvarı denen checkpointe koşuşları vardır ki sormayın. Saklambaça değişirk atraksiyonlar katmayı da severdim. Peluş bi kurt köpeğim vardı mesela, siyah tüylü izbandut bişey. Saklanırken onuda alırdım yanıma millet görmeden. Ebe gelirken önüne falan fırlatırdım onu. Korkudan ağlama seviyesine gelenler olurdu

. Ama illaki çocuk olması gerekmiyor. O karanlıkta ve gerilim halinde Shin Akuma'nın bile nevri döner. Ya da ebe belirleme esnasına terlik giyerdim. Saklanırken terliği direkman ebenin göreceği şekilde kapı kenarına, koltuk kenarına falan koyardım ucu görünecek şekilde. Tabi zavallı ebe terliği görünce beni sobeleyeceğine kesin gözüyle bakıyor. Hemen geliyor. Bense pusuya yatmışım arkadan veya yandan bi cöö-lüyorum, ama nasıl zıplıyolar

. Canım çekti şimdi